Öne Çıkanlar yatırım yükselmesi muhtar.diyarbakır Ticaret Bakanı Pekcandan Yeni Destek Açıklaması muslim toprak muş

Bu haber kez okundu.

Allah’ı sevmek, Habibullaha(asm) tâbi olmakla olur

 
Cenâb-ı Hakk’a iman eden, elbette O’na itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur.



Beşinci Nükte

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” [Âl-i İmran Sûresi: 31] âyet-i azîmesi, ittiba-ı sünnet ne kadar mühim ve lâzım olduğunu pek kat’î bir surette ilân ediyor. Evet, şu âyet-i kerîme, kıyasat-ı mantıkıye içinde kıyas-ı istisnaî kısmının en kuvvetli ve kat’î bir kıyasıdır.

Şöyle ki: Nasıl mantıkça kıyas-ı istisnaî misali olarak deniliyor: “Eğer güneş çıksa, gündüz olacak.”

Müsbet netice için denilir: “Güneş çıktı. Öyle ise netice veriyor ki şimdi gündüzdür.”

Menfî netice için deniliyor: “Gündüz yok. Öyle ise netice veriyor ki güneş çıkmamış.” Mantıkça, bu müsbet ve menfî iki netice kat’îdirler.

Aynen böyle de, şu âyet-i kerîme der ki: “Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa, Habibullaha ittiba edilecek. İttiba edilmezse, netice veriyor ki Allah’a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki Habibullahın Sünnet-i Seniyyesine ittibaı intâc eder.”

Evet, Cenâb-ı Hakk’a iman eden, elbette O’na itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur.

Evet, bu kâinatı bu derece in’amat ile dolduran Zat-ı Kerîm-i Zülcemâl, zîşuurlardan o nimetlere karşı şükür istemesi, zarurî ve bedihîdir. Hem bu kâinatı bu kadar mu’cizat-ı san’atla tezyin eden o Zat-ı Hakîm-i Zülcelâl, elbette bilbedahe, zîşuurlar içinde en mümtaz birisini Kendine muhatap ve tercüman ve ibadına mübelliğ ve imam yapacaktır. Hem bu kâinatı had ve hesaba gelmez tecelliyat-ı cemâl ve kemâlâtına mazhar eden o Zat-ı Cemîl-i Zülkemâl, elbette bilbedahe, sevdiği ve izharını istediği cemâl ve kemâl ve esma ve san’atının en cami’ ve en mükemmel mikyas ve medarı olan bir zata, her halde en ekmel bir vaziyet-i ubudiyeti verecek ve onun vaziyetini sairlerine numune-i imtisal edip, herkesi onun ittibaına sevk edecek. Tâ ki o güzel vaziyeti başkalarında da görünsün.

Elhâsıl: Muhabbetullah, Sünnet-i Seniyyenin ittibaını istilzam edip intâc ediyor. Ne mutlu o kimseye ki Sünnet-i Seniyyeye ittibaından hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki Sünnet-i Seniyyeyi takdir etmeyip bid’alara giriyor.

Lem’alar, On Birinci Lem’a, s. 131

LÛ­GAT­ÇE:

âyet-i azîme: Büyük ve azametli âyet.

bedihî: Açık, aşikâr.

bilâşüphe: Şüphesiz.

bilbedahe: Açıktan, aşikâr olarak.

Habibullah: Allah’ın sevgilisi, Hz. Muhammed (asm).

ibad: Kullar.

in’amat: Nimet vermeler, ihsanlar.

intâc etmek: Netice vermek.

istilzam etmek: Gerektirmek.

ittiba-ı sünnet: Peygamberimizin (asm) sünnetine uyma.

kıyas-ı istisnaî: Neticesi veya tersi bizzat kendi içerisinde zikredilen kıyas şekli.

kıyasat-ı mantıkıye: Mantık kıyasları.

medar: Sebep, vasıta, vesile.

mu’cizat-ı san’at: San’at mu’cizeleri.

muhabbetullah: Allah sevgisi.

tezyin: Süsleme, ziynetlendirme.

vaziyet-i ubudiyet: Kulluk, ibadet vaziyeti.

veyl: Yazıklar olsun.

Zat-ı Kerîm-i Zülcemal: Sonsuz güzellik sahibi, kerîm ve cömert olan zat, Cenab-ı Hak.

zîşuur: Şuur sahibi.



kaynak: YENİ ASYA


ADMİN 1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34