Cenab-ı Hak’tan Gaflet, Zillet Sebebidir

Nokta

24 Temmuz 2019 Çarşamba 07:09
Bu haber 145 kez okundu
Cenab-ı Hak’tan Gaflet, Zillet Sebebidir
banner39
 
Nokta

Arkadaş!

Esbab ve vesaiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebep olur.


Meselâ, kelp bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfat-ı hasene ile muttasıftır ve o sıfatlar ile iştihar etmiştir. Hatta sadâkat ve vefadarlığı darb-ı mesel olmuştur. Bu güzel ahlâkına binaen, insanlar arasında kendisine mübarek bir hayvan nazarıyla bakılmaya lâyık iken, maalesef, insanlar arasında mübarekiyet değil, necisü’l-ayn addedilmiştir. Tavuk, inek, kedi gibi sair hayvanlarda, insanların onlara yaptıkları ihsanlara karşı şükran hissi olmadığı halde, insanlarca aziz ve mübarek addedilmektedirler.

Bunun esbabı ise: Kelpte hırs marazı fazla olduğundan, esbab-ı zâhiriyeye öyle bir derece ihtimam ile yapışır ki, Mün’im-i Hakikî’den bütün bütün gafletine sebep olur. Binaenaleyh, vasıtayı müessir bilerek, Müessir-i Hakikî’den yaptığı gaflete ceza olarak, necis hükmünü almıştır ki, tâhir olsun. Çünkü hükümler, hadler günahları affeder. Ve beyne’n-nâs tahkir darbesini gaflete kefaret olarak yemiştir.

Öteki hayvanlar ise vesaiti bilmiyorlar ve esbaba o kadar kıymet vermiyorlar.

Meselâ, kedi seni sever, tazarru eder; senden ihsanı alıncaya kadar. İhsanı aldıktan sonra, öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda muarefe yokmuş. Ve kendilerinde sana karşı şükran hissi de yoktur; ancak Mün’im-i Hakikî’ye şükran hisleri vardır. Çünkü fıtratları Sâni’i bilir ve lisan-ı hâlleriyle ibadetini yaparlar; şuur olsun, olmasın.

Evet, kedinin mırmırları, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Ra­hîm!”dir.

Nükte

Yine gördüm ki, eğer her şey Cenab-ı Hakka isnad edilmezse, bir ân-ı vâhidde gayr-i mütenâhî ilâhların ispatı lâzım gelir. Ve bütün zerrat-ı kâinattan daha çok olan şu ilâhların her birisi, bütün ilâhlara hem zıt, hem misil olması lâzım geliyor. Ve aynı zamanda, her birisi bütün kâinata elini uzatmış, tasarrufatta bulunuyor gibi bir vaziyet alması lâzım gelir. Meselâ bal arısının bir ferdini yaratan bir kudretin hükmü bütün kâinata cârî ve nâfiz olması lâzımdır. Zira, o bal arısı, kâinatın unsurlarına numunedir, eczasını kâinattan alıyor. Halbuki vücud sahasında mahal ve makam, yalnız ve yalnız Vâcib-i Ehad’e mahsustur. Eğer eşya kendi nefislerine isnad edilirse, her bir zerreye bir ulûhiyet lâzımdır. Meselâ, Ayasofya’nın bânisi inkâr edildiği takdirde, her bir taşı bir Mimar Sinan olması lâzım geliyor.

Öyle ise kâinatın Sâni’a olan delâleti, kendi nefsine olan delâletinden daha vâzıh, daha zâhir, daha evlâdır. Öyle ise kâinatın inkârı mümkün olsa bile, Sâni’in inkârı mümkün değildir.

Mesnevî-i Nuriye, Katre, s. 84-85

LÛ­GAT­ÇE:

ân-ı vâhid: Pek az, pek kısa bir süre, bir an.

beyne’n-nâs: Halk arasında, insanlar arasında.

cârî: Cereyan eden, akan, işleyen.

darb-ı mesel: Atasözü, vecize.

delâlet: Delil olma, gösterme; alâmet, işaret.

ecza: Cüzler, parçalar, kısımlar.

esbab: Sebepler, vasıtalar.

esbab-ı zâhiriye: Görünürdeki sebepler.

fıtrat: Yaratılış, tabiat, mizaç, huy.

gayr-i mütenâhî: Sonsuz.

had: Ceza.
iştihar etmek: Meşhur olmak, şöhret bulmak, tanınmak.

kelp: Köpek.

maraz: Hastalık.

muarefe: Tanışma.

muttasıf: Vasıflandırılan, sıfatlanan.

müessir: Tesir sahibi, etken.

Müessir-i Hakikî: Hakikî tesir sahibi, hakikî tesir edici, Allah.

Mün’im-i Hakikî: Nimetin gerçek sahibi, hakiki olarak yedirip içiren ve rızıklandıran Allah.

necisü’l-ayn: Kirliliğin, pisliğin ta kendisi.

Sâni’: Her şeyi sanatlı olarak yaratan Allah.

sıfat-ı hasene: Güzel sıfat.

tâhir: Temiz, pak.

ulûhiyet: İlâhlık.

Vâcib-i Ehad: Bir olan ve varlığı zorunlu olan Allah.

vâzıh: Açık, aşikâr.

vesait: Vasıtalar.

zillet: Alçalma, aşağılanma.


KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN 1

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner35

banner38

banner37

banner34