Öne Çıkanlar hamas Polis Memuru Mithat Şahin İntihar Girişimini Engelledi yeşilçayın faydası Kayseride yaşayan mimar İsmail Ruhlukürkçü Kimdir İzmir Çevik Kuvvet Müdürlüğü

Bu haber kez okundu.

İlimden tekvînî emirlere yaratılışın safhaları

Şimdi de noksan bir temsil üzerinden, bir varlığın vücûd-u ilmîden vücûd-u haricîye nasıl çıktığına bakalım:

Elbette varlığı mümkün olan (yani mümteni olmayan) her şey –yaratılmış olsun veya olmasın– İMÂM-I MÜBÎN’de mevcuttur. Ama İmâm-ı Mübîn’deki mevcudiyet, olabileceklerin ve olacakların başlıkları (fihriste), listeleri ve kanunlarıdır.

Bunu bilgisayar ve ona bağlı bütün aygıtları tanıyan ve işleten yazılım ve programlar gibi düşünelim. Bu anlamda her şey (program ve başlıklar ve sıkıştırılmış dosyalar şeklinde) İmâm-ı Mübîn’de yazılmıştır. Âyetteki 1 orada her şeyi “saydık” tabiri, onun “fihriste” özelliğini çağrıştırmaktadır.

İmâm-ı Mübîn’in kanunlarına göre yaratılacak varlıkların “miktar ve sûret-i mahsûsası” ise KİTÂB-I MÜBÎN’in standartlarına ve uygulama programlarına göre belirlenmiştir.

Belirlenen bu miktar ve sûret-i mahsûsalar, LEVH-İ MAHV-İSPAT’ta “gözle görülmeyen eczalı bir mürekkeple yazılan bir kitap” gibi “taayyün ve teşahhus” ettirilmiştir.

Bunu yazılım programlarının imlâsı altında, REM’de açılan ve ekranda da misâlî bir görüntü kazanan word belgelerine benzetelim. “Geçmiş ve gelecek mahlûkatın dahî manen hayattar bir vücûd-u manevîleri ve ruhlu birer sübût-u ilmîleri vardır” 2

Var edilecek olanlar, Mahv-İspat Levhası’nda “evâmir-i tekvîniyeyi imtisale müheyya vazi- yete” getirilmiş ve “meşhûdiyet” kazanmıştır.

Kadîr-i Mutlak “Kün” emriyle kuvvetini o mahiyet-i ilmiyeye sürdüğünde o şey vücûd-u hâricî kazanır. 3 Temsilimize uyarlarsak “yazdır” komutunun verilmesiyle o elektronik ve misâlî belgeler, haricî bir vücut kazanarak yazıcıdan çıkar.

HÂRİCÎ VÜCUD, İLMÎ VÜCÛDUN AKSİ İSE DE AYNI DEĞİLDİR ve İKİSİ DE HÂDİSTİR

Bu çıktının asıl varlığı, hem ruhu ve hakikati (zira misâlî bir gılaf giymiş bir kanûn-u emrî gibidir) her ne kadar  bilgisayar programı dâhilindeki elektronik vücûdu (mahiyet-i ilmiyesi) ise de ve keza bu kâğıt o asla göre (yani mahiyet-i ilmiye olan elektronik vücûda göre) gayet zayıf sayılan kâğıttan bir vücut ise de ve keza bu kâğıt o aslın fizikî aksinden başka bir şey değilse de, madem harice çıkmıştır. 

Bu kâğıdın da artık bilgisayardan (Elvâh-ı Kader’den) ayrı bir vücûdu var sayılmalıdır.

Bilgisayarın bir parçası veya bir gölgesi imiş gibi ele alınmamalıdır. Vahdet-i vücut görüşünün aksine bu kâğıt, Vâcibü’l-Vücud’un icadıyla bir vücuttur.

Üstelik sadece yazıcıdan çıkan belgeler değil, hatta onların taayyün ve teşahhus etmiş “sübût-u ilmîleri” olan bilgisayardaki halleri dahî hâdistir. Bu nokta çok önemlidir. O halde bunlar dahî Ezelî İlmin kendisi zannedilmemelidir. Nitekim hadiste ilk yaratılış için: “Allah vardı. Onun dışında başka hiçbir şey yoktu. 4 Ne Levh, ne de Kalem…” 5 “Sonra Allah Levh’i (Mahfûz) yarattı ve yaratılacak olan her şeyi, kıyâmete kadar olacak durumlarıyla birlikte oraya kaydetti.” 6

Kısacası, her şeyin programının hard diskteki hâline, İlm-i Ezelînin bir aynası olarak yaratılan “Levh-i Mahfuz”, bu bilgisayarı çalıştıran enerjiye ve istediği belgeyi çıkarma  gücüne “Kudret”, belgeleri âlamet-i farikalı olarak şekillendirmeye ve kimini silmeyi, kimini sonraya bırakmayı, kimini de derhal yaratmayı seçmeye “İrade”, seçilen belgenin harice çıkarılması için yazıcıya verilen “ol” emrine ise “emr-i tekvînî” diyebiliriz.

BİLGİSAYAR SONSUZ İLMİ TAŞIYAMAZ

Birçok açıdan noksan kalan temsildeki bilgisayar, Cenab-ı

Hakk’ın Zâtına işaret ediyor değildir. Belki bu bilgisayar (Levh-i Mahfûz), bütün donanımıyla O’nun zâtî ve ezelî sıfatlarının bir mazharı ve bir perdesi olabilir. “Sâniin, bir muhit ilmi var. Ve o ilim, O’nun Zât’ının hassa-i lâzime-i zarûriyesidir; infikâki (ayrılması) muhâldir. Nasıl ki güneşin zâtı bulunup ziyası bulunmamak kabil değil. 7

Madem O’nun Zatı sıfatlarında, sıfatları da esmâsında yansır. Elbette kâinat çapındaki bu acip ve soyut bilgisayarı yaratan ve onu göz yumup açma kolaylığında ve “temas dahî etmeden” belki kendine has kelâmıyla kullanan bir Mühendis-i Mutlak vardır ve ezelî ve muhît ilmin asıl sahibi de O’dur.

(İHTAR: Allah, bütün tasavvuratın ötesinde olup, O’nu idrak etmek takatimizin fevkindedir. Nass-ı hadisle: 

“Hangi şey ki, aklına gelir; Allah ondan başka bir şeydir.” 8 

Burada tashihe muhtaç çıkarımlarımız olabilir.

 Bu kaygan zeminlerde tenzihten teşbihe düşmemek için biz yine Nur’a tutunarak özetleyelim:)

“İlm-i ezelînin düsturlarıyla ve hikmet-i sermediyenin kanunlarıyla ve irade-i Rabbaniyenin muayyen usûlleriyle her şeye büyük küçük, az çok bir manevî kalıp, bir hususî miktar, bir has hudut verildiğinden tam intizam-ı ilmî ve irade kanunu içindedirler.”

Hangi şeye “Ademden haydi vücuda çık!” diye tekvîn emri verse, 9 O’nun bu emri “irade ve kudreti tazammun ettiğinden” bu emirden gelen hurufat, maddî kuvvet hükmünde vücûd-u eşyada hükmeder. “Ve emr-i tekvînî âdeta, ayn-ı kudret, ayn-ı irade olarak tezahür eder. Belki aynı kudret olur.” 10

Hülâsa “ilm-i muhit-i ezelîde temessül eden imkânî vücutlardan” 11 hangisine “Ol” dese bu emir, onun ilimden varlığa çıkması için kâfi gelir.

Dipnotlar:

1- bk. Yâsin 36/12.

2- 30. Lem’a, 5. Nükte, 4. Remiz.

3- bk. 26. Lem’a, 11. Rica.

4- Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 1.

5- Kastalanî, Mevahibü’l-Ledünniye, I/7.

6- Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/431.

7- 20. Mektup, 2. Makam, 9. Kelime.

8- A. Arslan AYDIN, İslâmda İman Esasları, 140, Seha Yay.

9- bk. 15. Şuâ, 2. Makam, “İrade” 2. Basamak.

10- 28. Lem’a, 20. Nükte.

11- M. Nûriye, Zeylü’z-Zeyl.

KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN 1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34