İnsanın Arzu ve İstidatları Ahirete Delildir

Görüyoruz ki Sâni-i Sermedî, Sultan-ı Ebedî şu inhidama meyyal menzillerde ve zevale mahkûm meydanlarda öyle bir hikmet-i bâhirenin ve bir inayet-i zâhirenin ve bir adalet-i âliyenin ve bir merhamet-i camianın âsârını izhar ediyor ki, kalbi paslanmamış, gözü kör olmamış bir insan, ayne’l-yakîn ile anlar ki, o hikmetten daha ekmel bir hikmet olamaz.

12 Temmuz 2019 Cuma 14:06
Bu haber 192 kez okundu
İnsanın Arzu ve İstidatları Ahirete Delildir
banner39
 
İnsanın arzu ve istidatları ahirete delildir

Risale-i Nur'dan

Görüyoruz ki Sâni-i Sermedî, Sultan-ı Ebedî şu inhidama meyyal menzillerde ve zevale mahkûm meydanlarda öyle bir hikmet-i bâhirenin ve bir inayet-i zâhirenin ve bir adalet-i âliyenin ve bir merhamet-i camianın âsârını izhar ediyor ki, kalbi paslanmamış, gözü kör olmamış bir insan, ayne’l-yakîn ile anlar ki, o hikmetten daha ekmel bir hikmet olamaz.
Ve o âsârı görünen inayetten daha ecmel bir inayet kabil değil. Ve o emârâtı görünen adaletten daha ecell bir adalet yoktur. Ve o semeratı görünen merhametten daha eşmel bir merhamet tasavvur edilemez. Öyle ise o Sultanın memleketinde daimî mekânlar, sabit meskenler, daimî ve mukim sâkinler bulunmazsa, şu görünen hikmet, inayet, merhamet ve adaletin, kalp ve fikir sahiplerince inkârları lâzım gelir. Ve aynı zamanda o ef’al-i hakîme Sahibi’nin –hâşâ– sefih, zalim olmasını istilzam eder. Bu ise hakikati zıddına kalbeden bir muhaldir.

Ey sözlerimi dinleyen arkadaş!

Haşrin vücuduna ve vukuuna dair delillerin şu zikredilen kısma, emarelere münhasır olduğunu zannetme.

Kur’ân-ı Kerîm’in gösterdiği gayr-i mütenâhî emarelerden istihrac edilen hakikat şudur ki: Hâlık’ımız, şu muvakkat dünya meşherlerinde daimî olan rububiyetinin sabit karargâhına bizleri nakledecektir ve bu seyyal memleketi sermedî bir memlekete tebdil edecektir.

Ve yine zannetme ki haşir ve ahireti iktiza eden, Esma-i Hüsnadan yalnız Hakîm, Kerîm, Rahîm, Âdil, Hafîz isimleridir. Belki kâinatın tedbiriyle alâkadar olan her bir isim, ahiret ve haşri iktiza eder.

Hülâsa: Haşir meselesi öyle bir hakikattir ki, celâliyle, cemaliyle, esmasıyla Hâlık-ı Zîşan, bütün kütüb-ü semaviye ile enbiya ve evliya ve asfiyanın icmalarını tazammun eden Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan ve Fahr-i Kâinat Hazret-i Muhammed (asm), ekmelü’l-halk ve eşrefü’l-insan, haşrin geleceğine ittifakla hükmettikleri gibi; şu kâinat dahi bütün âyâtıyla ve kelimatıyla haşrin vücud ve icadına şehadet ediyor. Hatta her bir cüz’ün, cüz’î olsun küllî olsun, cüz olsun küll olsun, iki vechi vardır. Bir vecihle Hâlık’a bakar, vahdaniyete delâlet eder. Diğer vecihle de ahirete nâzırdır ki, haşrin, ahiretin vücudlarını ister.

Meselâ, bir insan kendi vücuduyla, hüsn-ü sanatıyla Sâni’in vücub-u vücuduna ve vahdetine delâlet ettiği gibi; âmâl ve istidadları ebede kadar uzandığı halde pek sür’atle ölüm ve zevali, ahiretin vücuduna delâlet eder. Bütün mevcudatta görünen intizam-ı hikmet, tezyin-i inayet, taltif-i rahmet, tevzin-i adalet, Sâni-i Hakîm’in vücud ve vahdetine şahit oldukları gibi, ahiretin ve saadet-i ebediyenin de icad ve vücudlarına delâlet ederler.

Mesnevî-i Nuriye, Lâsiyyemalar, s. 61
LÛ­GAT­ÇE:

âmâl: Emeller, arzular, istekler, ümitler.

âsâr: Eserler, izler, nişanlar.

ayne’l-yakîn: Gözle görür derecede inanma.

delâlet etmek: Delil olmak, göstermek; işaret etmek.

ecell: Daha haşmetli, daha büyük, daha yüce.

ecmel: Daha güzel.

Ef’al-i Hakîme Sahibi: Hikmetli, maksatlı işlerin sahibi olan Allah.

ekmelü’l-halk: Yaratılmışların en mükemmeli.

emârât: İzler, belirtiler.

eşmel: Daha şümullü, kapsayıcı.

eşrefü’l-insan: İnsanların en şereflisi.

gayr-i mütenâhî: Sonsuz.

Hâlık: Yaratıcı, Allah.

hikmet-i bâhire: Apaçık hikmet, fayda ve gaye.

inayet-i zâhire: Açık ve aşikâr olan yardım.

inhidam: Çökme, yıkılma, harap olma.

istidad: Kabiliyet.

istihrac: Çıkarma, çıkarılma.

kalbetmek: Bir halden diğer bir hale çevirmek, değiştirmek.

Sâni-i Sermedî: Ebedî, daimî olan ve her şeyi sanatla yaratan Allah.

semerat: Meyveler, neticeler.

tevzin-i adalet: Adalet ölçüsü.

vahdaniyet: Allah’ın birliği.

vücub-u vücud: Varlığı zorunlu olmak, olmaması imkânsız olmak.

zeval: Sona erme, yok olma, ölme.

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner35

banner38

banner37

banner34