İnsanın “Eşref-i Mahlûkat” Ünvanı Almasının Sırrı

İnsan, küre-i arzda istediği gibi tasarruf eden bir halifedir. Hatta sema-i dünyada dahi aklıyla çalışıyor ve küçüklüğüyle, zaafiyetiyle beraber, harika tasarrufat-ı acîbesiyle, eşref-i mahlûkat ünvanını almıştır.

15 Eylül 2019 Pazar 07:54
Bu haber 149 kez okundu
İnsanın “Eşref-i Mahlûkat” Ünvanı Almasının Sırrı
banner39
 
İnsan, küre-i arzda istediği gibi tasarruf eden bir halifedir. Hatta sema-i dünyada dahi aklıyla çalışıyor ve küçüklüğüyle, zaafiyetiyle beraber, harika tasarrufat-ı acîbesiyle, eşref-i mahlûkat ünvanını almıştır.



İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Vücud nev’inde tezâhum yoktur. Yani pek çok âlemler, haller, vücud sahnesinde içtima eder, birleşirler.

Meselâ: Gece zamanı, duvarları camdan olan ve elektrik yanan bir odaya girdiğin vakit, âlem-i misale bir pencere hükmünde olan camlarda pek çok menzilleri, odaları göreceksin.

Sâniyen: Odada otururken, kemal-i sühuletle o misalî odalarda her çeşit tebdil, tağyir, tasarruf edebilirsin.

Sâlisen: Odadaki elektrik, elektrik misallerinin en uzağına, en yakındır; çünkü o misalî misallerin kayyumu odur.

Rabian: Bu maddî vücudun bir habbesi, bir parçası, o misalî vücudun bir âlemini içine alabilir.

Bu dört hüküm, Vâcib ile âlem-i mümkinat arasında da cârîdir. Çünkü mümkinatın vücudu, Vâcib’in nurundan bir gölge olduğu cihetle, vehmî bir mertebededir; Vâcib’in emriyle vücud-u hâriciyeye girer, sabit ve müstakar kalır.

Demek, mümkinatın vücudu, bizzat hakikî bir vücud-u hâricî olmadığı gibi, vehmî veya zâil bir zıll de değildir, ancak Vâcibü’l-Vücud’un icadıyla bir vücuddur.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Bu güzel âlemin bir Mâlik’i bulunmaması muhal olduğu gibi; Kendisini insanlara bildirip tarif etmemesi de muhaldir. Çünkü insan, Mâlik’in kemalâtına delâlet eden âlemin hüsnünü görüyor; ve kendisine beşik olarak yaratılan küre-i arzda istediği gibi tasarruf eden bir halifedir. Hatta sema-i dünyada dahi aklıyla çalışıyor ve küçüklüğüyle, zaafiyetiyle beraber, harika tasarrufat-ı acîbesiyle, eşref-i mahlûkat ünvanını almıştır. Ve elinde cüz-i ihtiyârî bulunduğundan, bütün esbab içerisinde en geniş bir salâhiyet sahibidir. Binaenaleyh, Mâlik-i Hakikî’nin rusül vasıtasıyla böyle yüksek, fakat gafil abdlerine Kendisini bildirip tarif etmesi zarurîdir ki, o Mâlik’in evâmirine ve marziyatına vâkıf olsunlar.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

İnsanın vehim, farz, hayal duygularına varıncaya kadar bütün hassaları bilâhare rücû edip, bi’l-ittifak hakka iltica ettiklerini ve bâtıla hiçbir ihtimal ve imkânın kalmadığını ve kâinatın ancak ve ancak Kur’ân’ın izah ettiği şekilde bulunduğunu gördüm.

Mesnevî-i Nuriye, Habbe, s. 153-154

LÛ­GAT­ÇE:

abd: Kul.

cüz-i ihtiyârî: Cüz’î irade, az bir tercih ve tasarruf yetisi.

delâlet: İşaret.

esbab: Sebepler.

eşref-i mahlûkat: Yaratılmışların en şereflisi.

evâmir: Emirler, buyruklar.

hassa: Özellik, nitelik.

hüsün: Güzellik.

kemal-i sühulet: Tam bir kolaylık.

küre-i arz: Dünya, yeryüzü.

mümkinat: Yaratılanlar, mümkün olanlar, imkân dâhilindekiler.

müstakar: İstikrarlı, yerleşik.

rücû: Dönme, geri dönme.

sema-i dünya: Dünyanın seması, gökyüzü.

tağyir: Başkalaştırma, değiştirme.

tebdil: Değiştirme, dönüştürme.

tezâhum: Birbirine sıkıntı verme, birbirine zahmet verme..

vücud-u hâricî: Hâricî vücud, varlığı ortaya çıkan, dışarıda varlığı bilinen.

zâil: Sona eren, yok olan.

zıll: Gölge.



KAYNAK: YENİ ASYA


ADMİN 1

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner35

banner38

banner37

banner34