İsraf Yüzünden Bereket Kalkar

ÜÇÜNCÜ NETİCE:

11 Şubat 2019 Pazartesi 14:40
Bu haber 101 kez okundu
İsraf Yüzünden Bereket Kalkar
banner39
 
ÜÇÜNCÜ NETİCE:


Hırs, ihlâsı kırar, amel-i uhreviyeyi zedeler. Çünkü bir ehl-i takvanın hırsı varsa, teveccüh-ü nâsı ister. Teveccüh-ü nâsı müraat eden, ihlâs-ı tammı bulamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok cây-ı dikkattir.

Elhâsıl, israf, kanaatsizliği intâc eder. Kanaatsizlik ise, çalışmanın şevkini kırar, tembelliğe atar, hayatından şekva kapısını açar, mütemadiyen şekva ettirir. HÂŞİYE-1 Hem ihlâsı kırar, riya kapısını açar. Hem izzetini kırar, dilencilik yolunu gösterir.

İktisad ise, kanaati intâc eder. “Kanaat eden aziz olur; tamahkâr (açgözlü olan) aşağılanır” hadisin sırrıyla, kanaat, izzeti intâc eder. Hem sa’ye ve çalışmaya teşcî’ eder. Şevkini ziyadeleştirir, çalıştırır. Çünkü, meselâ bir gün çalıştı. Akşamda aldığı cüz’î bir ücrete kanaat sırrıyla, ikinci gün yine çalışır. Müsrif ise kanaat etmediği için, ikinci gün daha çalışmaz. Çalışsa da şevksiz çalışır.

Hem iktisaddan gelen kanaat, şükür kapısını açar, şekva kapısını kapatır. Hayatında daima şâkir olur.

Hem kanaat vasıtasıyla insanlardan istiğna etmek cihetinde, teveccühlerini aramaz. İhlâs kapısı açılır, riya kapısı kapanır.

İktisadsızlık ve israfın dehşetli zararlarını geniş bir dairede müşahede ettim.

Şöyle ki: Ben, dokuz sene evvel mübarek bir şehre geldim. Kış münasebetiyle o şehrin menabi-i servetini göremedim. Allah rahmet etsin, oranın müftüsü birkaç defa bana dedi: “Ahalimiz fakirdir.” Bu söz benim rikkatime dokundu. Beş altı sene sonraya kadar, daima o şehir ahalisine acıyordum.

Sekiz sene sonra yazın yine o şehre geldim. Bağlarına baktım. Merhum müftünün sözü hatırıma geldi. “Fesübhanallah,” dedim. “Bu bağların mahsulâtı, şehrin hacetinin pek fevkindedir. Bu şehir ahalisi pek çok zengin olmak lâzım gelir.” Hayret ettim. Beni aldatmayan ve hakikatlerin derkinde bir rehberim olan bir hatıra-i hakikatle anladım: İktisadsızlık ve israf yüzünden bereket kalkmış ki, o kadar menabi-i servetle beraber, o merhum müftü “Ahalimiz fakirdir” diyordu.

Evet, zekât vermek ve iktisad etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, israf etmekle zekât vermemek, sebeb-i ref-i bereket olduğuna hadsiz vakıat vardır.

İslâm hükemasının Eflâtun’u ve hekimlerin şeyhi ve feylesofların üstadı, dâhî-i meşhur Ebu Ali ibni Sina, yalnız tıp noktasında, “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” [A’raf Sûresi: 31.] âyetini şöyle tefsir etmiş. Demiş: [Arabî bir ibare] Yani, “İlm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.” HÂŞİYE-2

HÂŞİYE-1: Evet, hangi müsrifle görüşsen, şekvalar işiteceksin. Ne kadar zengin olsa da, yine dili şekva edecektir. En fakir, fakat kanaatkâr bir adamla görüşsen, şükür işiteceksin.

HÂŞİYE-2: Yani, vücuda en muzır, dört beş saat fasıla vermeden yemek yemek, veyahut telezzüz için mütenevvi yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır.

Lem’alar, 19. Lem’a, s. 258-60

LÛ­GAT­ÇE:

uhreviye: Ahirete ait fiil, iş, amel, ibadet.

ehl-i takva: Allah korkusuyla günahlardan sakınan, emirlerine titizlikle bağlı olan kimseler.

intâc etme: Netice verme, sonuç verme.

istiğna etmek: Aaza kanaat etmek, eldekini yeterli bulup başkasına ihtiyaç duymamak, tok gözlülük.

menabi-i servet: Servet kaynakları.

müraat etmek: Gözetmek.

mütenevvi: Çeşit çeşit, türlü.

sa’y: Çalışma.

sebeb-i ref-i bereket: Bereketin kalkma sebebi.

şekva: Şikâyet, yakınma.

taam: Yemek.

teveccüh-ü nâs: İnsanların teveccühü, ilgi ile yönelmesi.



KAYNAK: YENİ ASYA



Admin  1
Anahtar Kelimeler: Lem’alar19. Lem’a

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner38

banner37

banner34