Meşverettir ki Bana Meşrûtiyeti Sevdirdi

Meşverettir ki Bana Meşrûtiyeti Sevdirdi

07 Haziran 2019 Cuma 02:09
Bu haber 128 kez okundu
Meşverettir ki Bana Meşrûtiyeti Sevdirdi
banner39
 
Sual: “Meşrûtiyeti pek çok i’zam ediyorsun. Eskiden rey-i vahid idi, milletten sual yok idi; şimdi meşverettir, milletten sual edilir. Millet ‘Ne için?’ der, ona ‘Ne istersin?’ denilir, işte bu kadar. Daha nedir, o kadar ilâveyi takıyorsun?”

Cevap: Zaten şu nokta bütün cevaplarımı tazammun etmiş. Zira Meşrûtiyet hükûmete düştüğü vakit, fikr-i hürriyet Meşrûtiyeti her vecihle uyandırır. Her nevide, her taifede onun sanatına ait bir nevi Meşrûtiyeti tevlid eder. Hatta ulemada, medariste, talebede bir nevi Meşrûtiyeti intâc eder. Evet, her taifeye ona mahsus bir Meşrûtiyet, bir teceddüd ilham olunuyor.

İşte, şu arkasında şems-i saadeti telvih eden ve temayül ve incizab ve imtizaca yüz tutan lemaat-ı meşverettir ki bana Meşrûtiyet hükûmetini bu kadar sevdirmiştir. Bence taklidin temelini atıp, ihtilâfatı çıkarmakla, Mutezile, Cebriye, Mürcie, Mücesseme gibi dalâlet fırkalarını İslâmiyet’ten intâc eden mesâil-i diniyedeki istibdad-ı ilmîdir ve nefsü’l-emirde mukayyed olan şeyde ıtlaktır. (HÂŞİYE-1) Meşrûtiyet-i ilmiye hakkıyla teessüs etse, meyl-i taharri-i hakikatin imdadıyla, fünun-u sâdıkanın muavenetiyle, insafın yardımıyla, şu fırak-ı dâlle Ehl-i Sünnet ve Cemaate dâhil olacakları kaviyyen me’muldür. Şu fırkalar, eğer, çendan bir hizip olarak görünmüyor, fakat efkârda tahallül ederek münteşiredir. Herkesin dimağında onların meylettiği mesleğe meyelân bulunabilir. Hatta eğer bir dimağ büyütülse, maânî tecsim edilirse, şu fırak, sinematografvârî (HÂŞİYE-2) o dimağda temessül ettiği görülecektir. Şu kıssa uzundur, makamı değil; siz suallerinizi ediniz.

Sual: “Şu Meşrûtiyet, büyüklerimizi, beylerimizi kırdı; fakat bazıları da müstehak idi. Hem de maddeten bir şey görmeden yalnız Meşrûtiyetin namını işitmekle, kendi kendilerine düştüler. Bunun hikmeti nedir?”

Cevap: Manen her bir zamanın bir hükmü ve hükümranı vardır. Sizin ıstılâhınızca, o zamanın makinesini çeviren bir ağa lâzımdır. İşte, zaman-ı istibdadın hâkim-i manevîsi kuvvet idi; kimin kılıcı keskin, kalbi kasî olsa idi, yükselirdi. Fakat zaman-ı Meşrûtiyetin zembereği, ruhu, kuvveti, hâkimi, ağası haktır, akıldır, marifettir, kanundur, efkâr-ı ammedir; kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa, yalnız o yükselecektir.

İlim yaşını aldıkça tezayüd, kuvvet ihtiyarlandıkça tenakus ettiklerinden, kuvvete istinad eden Kurun-u Vusta hükûmetleri inkıraza mahkûm olup, asr-ı hazır hükûmetleri ilme istinad ettiklerinden, Hızırvârî bir ömre mazhardırlar.

HÂŞİYE-1: Dikkat lâzımdır.

HÂŞİYE-2: Kürtlere medeniyetin garabetini zikrettiğim sırada sinematografı tarif etmiştim.

Beyanat ve Tenvirler, s. 49-54; E.S.D.E. Münâzarât, s. 164

LÛ­GAT­ÇE:

efkâr-ı amme: Kamuoyu.

i’zam: Büyütme.

lemaat-ı meşveret: Meşveret parıltıları.

maânî: Manalar.

marifet: Bilgi, ilim.

medaris: Medreseler.

rey-i vahid: Tek görüş(lülük).

şems-i saadet: Mutluluk güneşi.

tazammun etmek: İçine almak.

telvih: Belirtme, parlatma.

tecsim edilmek: Cisimlendirilmek, vücut verilmek.

tezayüd: Artma, ziyadeleşme.

Zaman-ı Meşrûtiyet: Meşrûtiyet yönetiminin hâkim olduğu zaman.

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner38

banner37

banner34