Öne Çıkanlar Kıbrıs Barış Hareketi KİMSE YOKMU DERNEGİ türk telekom kıbrıs TÜRK

Bu haber kez okundu.

Musibete Tevekkülle Mukabele Etmek

Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adavet musâlahaya, husûmet şakaya döner, adavet küçülür mahvolur; tevekkül ile musîbete karşı çıkmak dahi öyledir.

İkinci Mesele: Maddî musîbetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Meselâ gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehacüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musîbetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musîbet cesetten geçerek kalpte de kökleşir, bir manevî musîbeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder. Ne vakit o merakı, kazaya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musîbet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider. Bu hakikati ifade için bir vakit böyle demiştim: 

Bırak ey bîçare feryadı belâdan, kıl tevekkül!

Zira feryad, belâ ender, hata ender belâdır bil.

Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender, atâ ender belâdır bil.

Eğer bulmazsan, bütün dünya cefa ender, fenâ ender belâdır bil.

Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl.

Tevekkül ile belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.

Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adavet musâlahaya, husûmet şakaya döner, adavet küçülür mahvolur; tevekkül ile musîbete karşı çıkmak dahi öyledir.

Üçüncü Mesele: Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musîbet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta belâ, belâ değil, belki bir lütf-u İlâhîdir. Ben şu zamandaki hastalıklı sair musîbetzedeleri –fakat musîbet dine dokunmamak şartıyla– bahtiyar gördüğümden, hastalık ve musîbet aleyhtarı bulunmak hususunda bana bir fikir vermiyor. Ve bana, onlara acımak hissini îrâs etmiyor. Çünkü hangi bir genç hasta yanıma gelmiş ise, görüyorum, emsallerine nisbeten bir derece vazife-i diniyeye ve ahirete karşı merbutiyeti var. Ondan anlıyorum ki öyleler hakkında o nevi hastalıklar musîbet değil, bir nevi nimet-i İlâhiyedir. Çünkü çendan o hastalık onun dünyevî, fânî, kısacık hayatına bir zahmet îrâs ediyor, fakat onun ebedî hayatına faydası dokunuyor. Bir nevi ibadet hükmüne geçiyor. Eğer sıhhat bulsa, gençlik sarhoşluğuyla ve zamanın sefahetiyle, elbette hastalık hâletini muhafaza edemeyecek, belki sefahete atılacak.

Lem’alar, s. 26-27

LÛ­GAT­ÇE:

adavet: Düşmanlık.

atâ ender: Lütuf içinde, bağış içinde.

belâ ender: Belâ, sıkıntı içinde.

cefa ender: Eziyet, sıkıntı içinde.

çendan: Gerçi; her ne kadar.

eşhas: Şahıslar.

fenâ ender: Fenâ, yokluk içinde.

hata ender: Hata içinde.

îrâs etmek: Vermek, sebep olmak.

musâlaha: Barışma, uzlaşma.

mübareze: Kavga, dövüşme.

safa ender: Safa içinde, gönül rahatlığı içinde.

sefahet: Dinen yasak olan zevk ve eğlenceler.

tebeddül etmek: Değişmek.

tevekkül: Bir iş için gereken sebeplere teşebbüs ettikten sonra işi Allah’a havale etme, O’ndan gelene razı olma, O’na dayanıp güvenme.

KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN 1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34