Orucun Hikmetleri

Ramazan ayındaki oruç; İslâm’ın beş şartından birisidir.

16 Mayıs 2019 Perşembe 13:00
Bu haber 1292 kez okundu
Orucun Hikmetleri
banner39
 
Ramazan ayındaki oruç; İslâm’ın beş şartından birisidir.



Büyük Üstad Bediüzzaman orucun pek çok hikmetlerinden bazılarını şöyle söylüyor, “Oruç Cenâb-ı Hakk’ın rububiyetine, hem insanın hayat-ı içtimaiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine niam-ı İlâhiyenin Allah’ın verdiği İlâhî nimetlerin şükrüne bakar hikmetleri var.

Cemil-i Zülcelâl’in rububiyeti noktasında orucun çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur: Allah, zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde yaratmış ve bütün enva-i nimeti o sofrada ‘min haysü layahtesip’ bir tarzda yani umulmadık yerlerden o nimetleri, o sofraya dizdiği cihetle, kemal-i rububiyetini ve rahmaniyet ve rahimiyetini o vaziyetle ifade ediyor. İnsanlar gaflet perdesi altında ve esbap dairesinde, o vaziyetin ifade ettiği hakikati tam göremiyor, bazen unutuyor.

Ramazan–ı Şerifte ise, ehl-i iman, birden muntazam bir ordu hükmüne geçer. Sultan-ı Ezelî’nin ziyafetine dâvet edilmiş bir surette akşama yakın ‘buyurunuz’ emrini bekliyorlar gibi bir tavr-ı ubudiyetkârane göstermeleri, o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli Rahmaniyete karşı vüs’atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar. Acaba böyle ulvî ubudiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar, insan ismine lâyık mıdırlar?” diye biz insanları derin uykudan uyandırmaktadır.

Oruç insanı gafletten uyandırır. İnsana Allah sevgisini verir. İnsanın kendi kendisine malik olmadığını gösterir. Orucun önemli bir hikmeti de, nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşane muamelelerinden vazgeçmesi cihetine bakar. İnsanın nefsi gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez.

Hem, ne kadar zayıf ve zevale maruz ve musîbetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Adeta polattan bir vücudu var gibi layemutane, kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedit bir hırs ve tama ile ve şiddetli alâka ve muhabbetle dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemal-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur. Hem, netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez, ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve mütemerritlere zaafını, aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Kendi zayıf vücudunun ne derece çürük olduğunu hatırlar.

İşte, bu bağlamda Oruç, o aciz ve zayıf insanları gafletten uyandırır. Açlık sebebiyle, midesini düşünür, midesindeki gıda ihtiyacını anlar.

Ne derece merhamete, şefkate muhtaç olduğunu derk eder, nefsin firavunluğunu bırakıp, tam bir acz ve fakr ile Cenab-ı Hakk’ın İlâhî dergâhına bir arzu hisseder ve bir manevî şükür eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır.

Eğer gaflet kalbini bozmamış ise, Yüce Allah’ın rahmet ve şefkat kapısını çalmak için büyük bir gayret ve çaba içerisine girer.



KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN 1


    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner38

banner37

banner34