Öne Çıkanlar Los Angeles California Hatice Nilgün Abdurrahman İbn Ebu Bekris-Sıddık nerde ne zaman vefsat etti Deloitte Panel Açılışı Hakkında bilgi Emre Can Yalçın Begüm Ç ANALALAR AGLADIKÇA BARIŞ KARDEŞLİK OLMAZ KILIÇDAROGLU

Bu haber kez okundu.

Ruh Cesede, Kalp Nefse, Akıl Mideye Hâkim Olmalı

ÜÇÜNCÜ NÜKTE

Sâbık İkinci Nüktede, “Kuvve-i zaika kapıcıdır” dedik. Evet, ehl-i gaflet ve ruhen terakkî etmeyen ve şükür mesleğinde ileri gitmeyen insanlar için bir kapıcı hükmündedir. Onun telezzüzü hatırı için israfata ve bir dereceden on derece fiyata çıkmamak gerektir. 

Fakat hakikî ehl-i şükrün ve ehl-i hakikatin ve ehl-i kalbin kuvve-i zaikası, Altıncı Söz’deki muvazenede beyan edildiği gibi, kuvve-i zaikası rahmet-i İlâhiyenin matbahlarına bir nâzır ve bir müfettiş hükmündedir. Ve o kuvve-i zaikada taamlar adedince mizancıklarla nimet-i İlâhiyenin envaını tartmak ve tanımak, bir şükr-ü manevî suretinde cesede, mideye haber vermektir. İşte bu surette kuvve-i zaika yalnız maddî cesede bakmıyor. Belki kalbe, ruha, akla dahi baktığı cihetle, midenin fevkinde hükmü var, makamı var. İsraf etmemek şartıyla ve sırf vazife-i şükraniyeyi yerine getirmek ve enva-ı niam-ı İlâhiyeyi hissedip tanımak kaydıyla ve meşrû olmak ve zillet ve dilenciliğe vesile olmamak şartıyla, lezzetini takip edebilir. Ve o kuvve-i zaikayı taşıyan lisanı şükürde istimal etmek için leziz taamları tercih edebilir. 

Bu hakikate işaret eden bir hâdise ve bir keramet-i Gavsiye: 

Bir zaman, Hazret-i Gavs-ı A’zam (ks) Şeyh Geylânî’nin terbiyesinde, nazdar ve ihtiyare bir hanımın bir tek evlâdı bulunuyormuş. O muhterem ihtiyare, gitmiş oğlunun hücresine, bakıyor ki, oğlu bir parça kuru ve siyah ekmek yiyor. O riyâzâttan zaafiyetiyle, validesinin şefkatini celb etmiş. Ona acımış. Sonra Hazret-i Gavs’ın yanına şekva için gitmiş. Bakmış ki Hazret-i Gavs, kızartılmış bir tavuk yiyor. 

Nazdarlığından demiş: 

“Yâ Üstad! Benim oğlum açlıktan ölüyor; sen tavuk yersin!”

Hazret-i Gavs tavuğa demiş: 

“Kum bi-iznillah” [Allah’ın izniyle kalk (diril)!] 

O pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp tavuk olarak yemek kabından dışarı atıldığını, mutemed ve mevsuk çok zatlardan, Hazret-i Gavs gibi kerâmât-ı harikaya mazhariyeti dünyaca meşhur bir zatın bir kerameti olarak, manevî tevatürle nakledilmiş.

Hazret-i Gavs demiş: 

“Ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse, o zaman o da tavuk yesin.”

İşte Hazret-i Gavs’ın bu emrinin manası şudur ki: Ne vakit senin oğlun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir.

Lem’alar, On Dokuzuncu Lem’a, s. 251

LÛ­GAT­ÇE:

enva: Neviler, çeşitler. 

enva-ı niam-ı İlâhiye: İlâhî nimetlerin çeşitleri, türleri. 

fevkinde: Üzerinde.

keramet-i Gavsiye: Seyyid Abdülkadir Geylânî’nin kerameti. 

kuvve-i zaika: Tat alma duyusu.

matbah: Mutfak. 

mevsuk: İnanılır, güvenilir, îtimat edilir. 

muvazene: Kıyas, karşılaştırma.

nâzır: Nezaret eden, gözeten; bakan. 

riyâzât: Riyazetler, manevî ilerleme için nefsi terbiye etme, perhizle az gıda ile yetinerek yaşamak. 

sâbık: Geçen. 

şekva: Şikâyet, yakınma. 

taam: Yemek, yiyecek.

telezzüz: Lezzet alma, tat alma. 

terakkî etmek: Yükselmek, gelişmek, ilerlemek. 

tevatür: Yalan üzerine birleşmesi mümkün olmayan bir topluluğun bir haberi aktarması veya aktarılırken susmak suretiyle doğruluğunu tasdik etmesi.

KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN 1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34