Öne Çıkanlar Adana Demirspor Kulüp Başkanı Murat Sancak Tam Altın Ne Kadar 04.08.2012 Tüketiciler Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Dinç Tatlısesin Bir Kızı Daha Oldu Ayten Bozkurt

Bu haber kez okundu.

Sû-i Zan İçtimaîyatı Zedeler

 
Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan herkesi kendisinden üstün bilmelidir... Sû-i zan ise maddî ve manevî içtimaiyatı zedeler.


[Dünden devam]

Ve keza, insanın elindeki ihtiyâr pek dardır. Havâssının en genişi hayal olduğu halde, o hayal akıl ve aklın semerelerini ihata edemez. Bunları, bu kadar büyük iken, nasıl daire-i ihtiyârına idhal edip, onlarla iftihar ediyorsun?

Ve keza, şuurî olmaksızın, senin lehine ve aleyhine çok fiiller cereyan etmektedir. O fiiller şuurî oldukları halde, şuurun taallûk etmediğinden sabit olur ki, o fiillerin fâili bir Sâni-i Zîşuur’dur. Ne sen fâilsin ve ne senin esbabın. Binaenaleyh, mâlikiyet dâvâsından vazgeç. Kendini mehasin ve kemâlâta masdar olduğunu zannetme. Ve kat’iyen bil ki, senden sana yalnız noksan ve kusur vardır. Çünkü sû-i ihtiyârınla, sana verilen kemâlâtı bile tağyir ediyorsun. Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mehasinin hep mevhûbedir, seyyiatın meksûbedir. Binaenaleyh, “Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” [Mülk ve hamd O’na mahsustur. Günahlardan sakınmak ve ibadete güç yetirmek ancak O’nunla olur.] de.

Üçüncü hastalık “gurur”dur.

Evet, gurur ile, insan maddî ve manevî kemâlât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur sâikasıyla başkaların kemâlâtına tenezzül etmeyip, kendi kemâlâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nâkıstır. Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslâf-ı izamın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak, bütün bütün çizgiden çıkarlar. Halbuki eslâf-ı izamın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı bunlar kırk senede bulamazlar.

Dördüncü hastalık “sû-i zan”dır.

Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i ahlâkı, sû-i zan sâikasıyla başkalara teşmil etmesin ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden takbih etmesin. Binaenaleyh, eslâf-ı izamın hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek sû-i zandır. Sû-i zan ise maddî ve manevî içtimaîyatı zedeler.

Mesnevî-i Nuriye, Katre, s. 79

Lûgatçe:

esbab: Sebepler, vasıtalar.

eslâf-ı izam: Evvelce geçmiş olan büyük zatlar.

havâs: duyular, duygular.

hüsn-ü zan: Birisi hakkında güzel fikir ve duygular besleme.

içtimaîyat: Toplum hayatı, sosyal bağlar.

ihata: Kuşatma, içine alma.

mâlikiyet: Mâliklik, mâlik ve sahip olma.

mehasin: Güzellikler, iyilikler.

meksûbe: Kazanılmış, kesbolunmuş.

mevhûbe: Verilmiş, ihsan edilmiş, bağışlanmış.

nâkıs: Noksan, eksik.

Sâni-i Zîşuur: Şuur sahibi ve her şeyi sanatlı yaratan Allah.

semere: Meyve, netice.

seyyiat: Seyyieler, fenalıklar, kötülükler.

sû-i ahlâk: Kötü ahlâk.

sû-i zan: Kötü zan, birisi hakkında kötü fikir ve duygular besleme.

tağyir: Başkalaştırma, değiştirme.

takbih: Çirkin görme, ayıplama, kınama.

teşmil: Yayma, genişletme, şümullendirme.



KAYNAK: YENİ ASYA
ADMİN  1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34