Öne Çıkanlar hamas Polis Memuru Mithat Şahin İntihar Girişimini Engelledi yeşilçayın faydası Kayseride yaşayan mimar İsmail Ruhlukürkçü Kimdir İzmir Çevik Kuvvet Müdürlüğü

Bu haber kez okundu.

Saadet ve Felâket Getiren Yollar

“Üstad Hazretleri Avrupa’ya hitabında, önümüzde iki yol bulunduğunu, bunlardan birinin Kur’ân yolu olduğunu söylüyor ve Kur’ân yolunda bir acemi neferden bahsediyor. Bu yolları kısaca açarak, acemi neferin kimi temsil ettiğini açıklar mısınız?”

Beşeri Felâkete Atan Yol

Bediüzzaman, beşerin nefs-i emmaresi dediği İkinci Avrupa’yı kendi felsefesiyle vuruyor. İster Müslüman olsun, ister Hıristiyan, isterse başka bir dinden olsun; her insanın önünde iki yol vardır. Bunlardan birincisi felsefe yoludur ki, insanlığı felâkete sürüklemiştir. İkincisi de beşeri hem dünyada, hem ahirette saadete ulaştıran Kur’ân yoludur.

Bediüzzaman dinsiz felsefe yolunu bir temsil üzerinde izah ediyor.

Görüyoruz ki, adım başı nice mazlumlar, zalimlerin ellerinde mahv-u perişan oluyorlar. Malları ve canları zalimler tarafından gasp ediliyor. Nereye bakılsa zalimlerin gürültülerinden ve mazlumların ağlayışlarından başka bir şey işitilmiyor. Her vicdan sahibini ve hatta melekleri bile ağlatan bir tablo memleketi sarmıştır.

Bu temsilde mazlumdan maksat bütün insanlıktır. Zalim ise musîbetler, hastalıklar, acılar, afetler ve ölüm gibi yeryüzü hadiselerinden kinayedir.

Bütün insanlık bu ezici ölüm gücü karşısında çaresizdir. Ölüm dedikleri, dinsiz felsefeye göre, bir karanlık kuyu gibi olan yok oluş, herkesi içine çekip yutuyor. Ölüm geldiğinde ne ilim, ne teknoloji hiçbir şey fayda etmiyor. Her taraf korkunç bir matemhaneye dönüyor.

İşte Avrupa’nın dinsiz felsefesi ve İsevî dininden uzaklaşmış mimsiz medeniyeti hayatı ve ölümü böyle vahşî yorumlamış ve beşere medeniyet diye Cehennemî bir yaşama tarzı hediye etmiştir.

Saadete Yolculuk

İkinci yol ise Kur’ân yoludur. Kur’ân hayatı gayet güzel ve ölümü gayet sevimli yorumlamıştır.

Bu yolun her köşesinde bir âdil sultanın askerleri vardır. Sultanın emriyle bazı askerler vazifesini bitirip terhis oluyorlar. Terhis olan askerler at ve silâhlarından ayrılmakla zahiren mahzun oluyorlar. Fakat hakikatte bu terhisle sultanı ziyaret edeceklerini bildiklerinden gayet seviniyorlar. Her tarafta böyle sevinçler vardır.

Sadece bazen acemi neferler, padişahın emrinde çalışmak şevkiyle, bu terhislere karşı direniş gösteriyorlar.

Temsilde âdil sultan Cenab-ı Allah’tır. Vazife, insanın dünyada yüklendiği kulluk görevleridir. Terhis, ölümdür ki, mü’min için vazifeden paydos olup aslî vatanına, Cenab-ı Allah’ın huzuruna dönmekten ibarettir. Mü’min ayrılmak istemediği kimi nimetler dolayısıyla dünyadan gidişinden zahiren üzülse de, gerçekte bu terhis yolculuğu ile Cenab-ı Allah’ın huzuruna gittiğini bildiğinden, ziyadesiyle sevinmektedir. 1

Acemi Nefer Kimdir?

Acemi nefer, ölümün ebediyet yolculuğu olduğunu bildiği ve inandığı halde, Allah’a hizmet için dünyayı dar gören, hizmet aşkıyla ölümün gecikmesini isteyen hizmet ehli insanlardan kinayedir. Bu, kutlu bir zümredir. Başta Peygamberler, Evliyalar, Allah için hizmetin izzetini tatmış imamlar, âlimler ve bir kısım hizmet ehli insanlar bu kutlu zümredendir.

Hazret-i Musa Aleyhisselâm’ın, “vazife-i risaletin daha devamını ve bekasını arzu ettiği için kendi eceline dikkat eden ve hizmetine sed çekmek isteyen bir göze” 2 (Azrail’in gözüne) tokat vurması bu neviden bir tecellidir. Daha böyle sırf hizmet-i Mevlâ için ölüm vaktinin gecikmesini isteyen çok hizmet ehli vardır.

Bediüzzaman Hazretleri bu sınıfı şöyle anlatıyor: 

“Ehlullahın bir kısmının ölümden korkmaları, ölümün dehşetinden değildir. Belki daha fazla hayır kazanacağım diye, vazife-i hayatın idamesinden kazanacakları hayrat içindir.” 3

Bu zümrenin “acemi nefer” olmasından murat, herkes saadete koşarken, Kur’ân da bu saadeti müjdelemişken, ölüm de bu saadete açılan bir kapı olarak gelmişken, bu kutlu zümrenin sırf hizmet-i Mevlâ için ölümün gecikmesini istemeleri olsa gerektir. Ancak elbette bu zümre de bilir ki, ecel doğrudan Allah’ın takdiriyle gelmektedir.

Dipnotlar:

1- Mesnevî-i Nuriye, s. 244. 2- Mektubat, s. 353.  3- Lem’alar, s. 210.

KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN  1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34