Üstad Bediüzzaman ve Barla

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ikinci Said dönemi ve Risâle-i Nur’u telifi Barla’da başlamıştır. Bu yüzden Barla’nın önemi çok büyüktür.

14 Mayıs 2019 Salı 12:17
Bu haber 1377 kez okundu
Üstad Bediüzzaman ve Barla
banner39
 
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ikinci Said dönemi ve Risâle-i Nur’u telifi Barla’da başlamıştır. Bu yüzden Barla’nın önemi çok büyüktür.

DİZİ: AHMET DEMİRDÖĞMEZ

“Tepelice çama çıktım

Gelincik Dağına baktım 

Mümkün olsa kalacaktım 

Bir ömür boyu Barla’da“ 

(Hilmi Doğan)

Isparta’nın Eğirdir ilçesinin nahiyesi olan ve üç bin nüfusa sahip “Barla, ehl-i imanın manevî imdadına gönderilen Risâle-i Nur Külliyatının telif
edilmeye başlandığı ilk merkezdir.” (Tarihçe-i Hayat) 1925 yılının Mayıs ayında önce Burdur’a, 25 Ocak 1926 yılında da Isparta’ya, 3 1927’nin Mart
ayında da Barla’ya sürgün edilen (Aziz Barla - N. Şahiner 27.) Üstad Bediüzzaman Hazretleri, 24 Temmuz 1934 yılına kadar burada kaldı. Bu süre
içerisinde, “Öldükten sonra dirilişi ispat eden Haşir Risâlesi başta olmak üzere, Kur’ân-ı Kerim’i esas alan ve insanların imanlarını kurtarmalarına
vesile olan Risâle-i Nur Külliyatından Sözler, Mektubat tamamen, Lem’alar ise Yirmi Altıncı Lem’aya kadar Barla’da yazıldı.” Üstad Bediüzzaman
Hazretleri “Barla gibi tenha bir yerde Kur’ân ve iman hakikatlerini ders veren Risâle-i Nur eserlerini telif ederek, perde altında neşrini temin ederek,
büyük bir muvaffakiyet ve muzafferiyetle dinsizliğin oyunlarını bozmuştur.” (Tarihçe-i Hayat) Barla, Latince bir kelimedir. Saklanan, gizlenen,
siperlenen gibi mânâları vardır. Nasıl Nur Risâleleri, ‘sırren tenevveret’ yani gizlice nurlanmak müjdesi altında parlamış ve bütün âleme intişar
etmişse, aynen öyle Barla’nın ismi de aynı sırra mazhar olmuş ve o beşaret altına gizlenmiştir.


BARLA’DA GEÇEN SEKİZ SENE

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Barla’da sekiz sene kadar kalmıştır. Üstadın Barla’daki ikametgâhı, iki odadan ibaret bir evdir. Esasen müstakil bir evi
ve yeryüzünde taht-ı tasarruf ve temellükünde bir karış dahi yeri yoktur. Barla’da sekiz sene müddetle ikamet ettiği ev üç yüz elli milyon ehl-i
İslâmın merkezi hükmünde ilk dersane-i nuriyesidir. “Barla dersane-i nuriyesinin önündeki çınar ağacının tepesindeki kulübeciği gibi, Çam Dağının en
yüksek tepesinde olan iki büyük ağaç üzerinde dersane-i Nuriye mânâsında birer menzili vardı. Bu çam ve katran ağaçlarının tepelerinde, Risâle-i
Nur’la meşgul oluyordu. Hem ekser zamanlar, Barla’dan, bu ormanlık havaliye gelip giderdi. Ve derdi ki: ‘ben bu menzilleri, Yıldız sarayına
değişmem.” (Tarihçe-i Hayat) “Yıldız Sarayı ve Barla çardakları hem görünüşleri, hem de işleyişleri itibarıyla birbirine benzemiyordu, ama büsbütün
ilgisiz de sayılmazdı. Biraz dikkat edildiği takdirde Bediüzzaman’ın mukayesesinin bazı makul sebeplere dayandığı anlaşılırdı. Mesela, iki mekân da
suya bakan yüksek tepelerden ve önü açık yamaçlardan ibaretti. Beşiktaş tepesinin üstüne inşa edilen Yıldız meskenleri Boğaz’a, Haliç’e ve
Marmara’ya bakarken Barla ve çam Dağı menzilleri Eğirdir Gölü’ne nazırdı.


Yıldız Sarayı’nın müştemilatı, nadiren yetişen nadide ağaçların yanı sıra, ekseriyeti çınar, çam ve katran ağaçlarından meydana gelen bir korunun
içindeydi. Barla’daki çardaklar da aynı türden ağacının dalları arasına yapılmıştı. İki yerde de evcil hayvanlar ve yabani kuşlar, oraların sakinlerine
aşina idi. Yıldız Sarayı, zaman zaman düşmanca saldırılara uğrayarak hasar gördüğü gibi Barla’daki ve Çam Dağı’ndaki tefekkür menzilleri de menfur
emellere hizmet eden hain ellerce tahrip edildi. Yıldız Sarayı’nın sakini de cihana hitap eden idealler taşıyordu, Barla çardaklarının meskûnu da. Lakin
Yıldız’ın hâkimiyet alanı gittikçe daralırken Barla’nın hitap sahası cihanı ihata edecek şekilde genişledi. Neticede darü’l fünun yapılmayan Yıldız’ın ışığı
sönerken “Nurun ilk Medresesi” olan Barla’da parlayan Nur’un tenevvüre ve intişara devam etmesi, Bediüzzaman’ın tercihinin ne kadar isabetli
olduğunu göstermeye yetiyordu.” (Nur Menzilleri – İslam Yaşar Teni Asya Neşriyat s.202)


Risâle-i Nur dershânesinin ilk merkezi

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “Barla ile kendi Nurs Köyünden ziyâde alâkadardı. Çünkü hayat-ı mâneviyesi olan Risâle-i Nur burada telif edilmeye
başlamıştı. Kur’ân-ı Hakîm’in hidâyet nurlarını temsil eden Sözler ve Mektûbât ve Lemeât-ı Nuriye buradan etrafa yayılmıştı. Bu îtibarla Barla, Risâle-
i Nur dershânesinin ilk merkezi idi. Barla’daki hayatı, gerçi nefiy ve inzivâ içinde ve tarassud altında geçmekle acı idi; fakat Risâle-i Nur hakîkatlerinin
telif yeri olduğundan, Üstadın en tatlı ve şirin hayatı da yine Barla hayatıdır denilebilir.” (Tarihçe-i Hayat)

Barla’nın bir başka özelliği de, tarihî derinliğe sahip olmasıdır. Çok eskilere dayanan kilise ve hamam harabeleri vardır. Hatta “Hazret-i İsa
Aleyhisselâmın havarileri Kıbrıs üzerinden Antalya, Isparta, Eğirdir’den, ileride Anadolu’da tulu edecek olan Risâle-i Nur menzillerine (hassaten Nis,
Bedre, İlama, Barla, Yalvaç gibi yerlere) gelmişlerdir. Bu beldelerde Hazreti İsa Aleyhisselâmın havarilerinin birçok eseri bulunmaktadır. Meselâ
Barla’da ki ulu çınarın dibindeki antika sütun kaidesinden, Barla’nın sağ tarafından yükselen sivri tepeye ve dağa Barlalılar ‘öğlen taşı’ adını
vermişlerdir. Bu dağın tepesinde ve bağrında bir mabed bulunduğu gibi, yine dağın tam orta yerinde Barla kilisesi bulunmaktadır. Aşağılarda ise bir
hamamın kalıntıları yer almaktadır. Eğirdir Gölü ise, tarih öncesi dönemlerden beri dinî bir merkez olarak bilinmektedir. Eğirdir Gölünde bulunan Nis
Adası tarihî bir yerdir. Nis’de mevcut on sekiz harap kiliseden birisi cami olmuş, birisi Hıristiyanlar tarafından tamir edilmiştir. Diğer kiliselerin hepsi
de harap kalmış ve çoğunun yerleri kaybolmuştur. (Aziz Barla- N. Şahiner 27.) Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, “Benim ikinci vatanım” dediği
Barla’dan bütün dünyaya yayılan Risâle-i Nur, Hıristiyanlığın tasaffisinde de en büyük katkıyı yapacak ve yapmaktadır.

Risâle-i Nur Külliyatı içerisinde bulunan Barla Lâhikasında, Dereli Hafız Ahmed Efendinin mektubunda anlattığı ve Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin,
“Ahmed’in rüyası çok mübarek ve güzeldir. Hazret-i İsa’nın (a.s.) kuvvetli sedasını işitmek, İsevilerden kuvvetli bir imdat hizbü’l Kur’an’a iltihak
etmeye işaret olabilir.” (Kastamonu Lahikası 57) dediği nurlu rüyası çok manidardır. (bkz. Barla Lâhikası.147) Isparta’nın Dere mahallesinden olan
Hafız Ahmed Efendi, gördüğü çok manidar rüyasını şu şekilde tabir etmektedir: “Üstadımızın Kur’ân-ı Hâkimden aldığı ve neşrettiği Risâle-i Nur
vasıtasıyla Nasaranın bir kısmı İslâmiyeti kabul edecek ve Nasara Müslümanları veya Hıristiyan mü’minleri hükmüne geçip Üstadımızın sözlerini
İsa’nın (a.s.) sözleri nev’înden hüsn-ü kabul edeceklerine işarettir. Evet, Risâle-i Nur’da öyle bir kuvvet vardır ki, Avrupa’nın en muannit filozoflarını
dahi teslime mecbur eder. Her ruhun bir ihtiyacı-ı hakikisi olan hakikî iman nurunu arayan Hıristiyan muvahhidler, elbette Risâle-i Nur’u görseler,
[Hazret-i İsa’nın (a.s.) vesayası nevinden] kabul edip sarılacaklardır. (Barla Lâhikası.147)





KAYNAK: YENİ ASYA


ADMİN 1

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner38

banner37

banner34