Çocuk Gelişimi Hakkında Akılda Tutulması Gereken 8 Şey

Harvard'da Gelişmekte Olan Çocuk Merkezinin raporundan yola çıkarak hazırlanmış sekiz maddelik bir liste.

29 Kasım 2017 Çarşamba 13:49
Bu haber 422 kez okundu
Çocuk Gelişimi Hakkında Akılda Tutulması Gereken 8 Şey
banner1
 

Yarım yüzyıldır giderek gelişen bir bilgi tabanına dayanan erken çocukluk gelişimi bilimindeki son ilerlemeler ve onun altında yatan biyoloji, erkek çocukluğu daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bu sayede mevcut politikaları geliştirme ve yeni çözümler üretme şansımız artıyor.

Harvard Üniversitesine bağlı Gelişmekte Olan Çocuk Merkezi, 2016 tarihli bir raporuyla bu ilerlemeyi ele alıyor ve erken dönem çocuk gelişimi ile ilgili bazı doğru bilinen yanlışları da düzeltiyor. İşte o rapordan yola çıkarak hazırlanmış, her ebeveynin ve eğitimcinin akılda tutması gereken 8 maddelik bir liste.

1. Aileleri ve bakıcı çevreyi tehdit eden büyük stresler, bebekleri ve küçük çocukları bile olumsuz etkiler.

Cenin ve erken çocukluk dönemindeki olumsuz deneyimler beyinde ömür boyu sürebilecek fiziksel ve kimyasal bozulmalara neden olabilir. Bu deneyimlerle ilişkili biyolojik değişiklikler, birçok organ sistemini etkileyebilir ve yalnızca gelecekteki öğrenme kapasitesi ve davranış bozuklukları riskini artırmakla kalmaz, fiziksel ve zihinsel sağlık sorunları riskini de artırabilir.

2. Gelişme son derece etkileşimli bir süreçtir ve yaşamın getirileri yalnızca genler tarafından belirlenmez.

Kişinin doğumdan hemen önce ve hemen sonra içinde geliştiği çevre belirli genleri kimyasal olarak değiştirerecek ve genlerin ne sıklıkta ve nerede ifade edileceğini belirleyecek kadar kuvvetli deneyimler sağlar.

Bu nedenle, genetik faktörler insan gelişimi üzerinde güçlü bir etkiye sahipse de çevresel faktörler de bu genetik faktörleri değiştirme kabiliyetine sahiptir. Örneğin, çocuklar dürtüleri kontrol etme, dikkati kontrol etme ve bilgiyi belleğe kaydetmeyi öğrenme kapasitesiyle doğarlar; ancak hayatlarının ilk yıllarındaki deneyimleri, ileride bu kapasitelerinin ve diğer yönetici işlevlerinin ne kadar gelişebileceğini belirleyen temeli oluşturur.

3. Ebeveynlerin ilgisi birincil olsa da, küçük çocuklar aile dışındaki ve içindeki diğer bakıcılarla olan ilişkilerden de önemli ölçüde yararlanabilir.

Diğer yetiştirici ve güvenilir yetişkinlerle olan yakın ilişkiler, küçük bir çocuğun ana babası ile olan ilkel ilişkisinin gücünü etkilemez. Aslında, birden fazla bakıcı, küçük çocukların sosyal ve duygusal gelişimini teşvik edebilir.

Bununla birlikte, bakımdaki sık aksaklıklar, sık personel değişiklikleri ve erken çocukluk programındaki etkileşimlerin kalitesizliği çocukların ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmayacağına ve ne surette karşılanacağına ilişkin güvenli beklentiler oluşturma yetilerini zayıflatabilir.

4. Beyin mimarisi büyük oranda doğumdan sonraki ilk üç yıl boyunca şekillenir ancak çocuğun gelişimi için sahip olduğumuz fırsat penceresi üç yaşından sonra da açıktır.

Görme ve duyma kabiliyeti gibi bazı temel beyin işlevleri, duygusal gelişimde olduğu gibi erken dönemdeki deneyimlere bağlı değildir. Beynin –yönetici işlevlerinin pek çok yönünü ve çoğu sosyal, duygusal ve bilişsel yetiyi de içeren– üst düzey işlevlere ayrılmış bölgeleri erken deneyimlerden güçlü bir şekilde etkileniyorlarsa da ergenlik ve erken yetişkinlik dönemine kadar gelişmeye devam ederler.

Dolayısıyla, "ne kadar erken o kadar iyi" ilkesi genel olarak geçerliyse de çoğu gelişme alanı için fırsat penceresi üç yaşın çok ötesinde de açık kalmaktadır.

5. Ciddi ihmal sağlık ve gelişim açısından en az fiziksel istismar kadar büyük bir tehlikedir.

Uzun süre ihmal edilmiş küçük çocuklar, yaşları büyüdükçe fiziksel eziyet kurbanı olan çocuklardan daha ciddi bilişsel bozukluklar, dikkat problemleri, dil zayıflıkları, akademik zorluklar, içe dönük davranışlar ve akran etkileşimi ile ilgili sorunlar sergilerler.

Bu, erken dönemde karşılıklı etkileşimin uzun süreli kesintiye uğramasının, gelişmekte olan beyin mimarisine fiziksel travmadan daha zararlı olabileceğini ancak buna rağmen daha az dikkate aldığını düşündürmektedir.

6. Zorluklara ya da şiddete maruz kalmış küçük çocukların hepsi gelecekte zorunlu olarak stresle ilişkili sağlık sorunları yaşamazlar ya da şiddete yatkın olmazlar.

Bu tür deneyimleri olan çocuklar kuşkusuz beyin gelişimleri ve saldırganlıkla ilgili problemler bakımından daha büyük bir risk altındadırlar: Ama bu, kötü sonuçlara mahkum oldukları anlamına gelmez.

Aslında, en kısa süre içerisinde kendilerine bakacak destekleyici kişilerle güvenilir ve besleyici ilişkiler kurmaları ve ihtiyaç duydukları tedavilerin sağlanması durumunda büyük ilerleme kaydedebilirler.

7. Bir çocuğun tehlikeli bir ortamdan uzaklaştırılması, o deneyimin olumsuz etkilerini otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Şüphesiz ki, zarar gören çocukların tehlikeli durumlardan hemen çıkarılması gerekir. Benzer şekilde, ciddi bir ihmali deneyimi yaşayan çocuklara mümkün olduğunca çabuk duyarlı bakım hizmeti verilmelidir.

Bunun yanında, travma geçirmiş çocukların, güvenlik, kontrol ve öngörülebilirlik duyguları kazandıran ortamlarda bulunması gerekir. Ayrıca tipik durumda, iyileşmelerini kolaylaştırmak için terapiye ve destekleyici bakıma ihtiyaç duyarlar.

8. Dayanıklılık için katı bir bireycilik değil, ilişkiler gereklidir.

Zorluklara rağmen uyum sağlama ve gelişme yetisi, destekleyici ilişkilerin, biyolojik sistemlerin ve gen ifadesinin etkileşimiyle gelişir. İnsanların zorluklar karşısında başarılı olmak için sadece bir tür karakter gücüne ihtiyaç duyduklarına dair yaygın ama yanlış bir kanı vardır. Bilim ise bize bunun için insanların en az bir destekleyici ilişkiye ve baş etme yetilerini geliştirmek için birden fazla fırsata sahip olmaları gerektiğini söyler.



KAYNAK: TÜRK ZEKA VAKFI


www.tzv.org.tr/#/haber/1598


Admin 1

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner37

banner24

banner34