Dine Hizmet Tam Demokratik Devletle Olur

Tam demokratik devlette herkes ve bilhassa dindarlar rahatça dine hizmet eder. Asıl hizmet din hizmetidir. Devlet eliyle dine hizmet etmeye çalışmanın da zamanı geçmiştir. Devletin inanç ve ibadet hürriyetini temin etmesi ve hizmetkâr devlet haline gelmesi yeterlidir.

16 Haziran 2019 Pazar 12:18
Bu haber 220 kez okundu
Dine Hizmet Tam Demokratik Devletle Olur
banner39
 
Tam demokratik devlette herkes ve bilhassa dindarlar rahatça dine hizmet eder. Asıl hizmet din hizmetidir. Devlet eliyle dine hizmet etmeye çalışmanın da zamanı geçmiştir. Devletin inanç ve ibadet hürriyetini temin etmesi ve hizmetkâr devlet haline gelmesi yeterlidir.


Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi Doç. Dr. Hüseyin Kurt Semineri - 5

***

Moderatör: Devleti dindarlaştırma gayretleri ile bu işin ilgisi nedir?

Doç. Dr. Kurt: Sadece devleti değil bütün dünya insanlığını hakikî iman esasları ile tanıştırmak her mü’minin görevidir. Devlet idarecilerini dindar insanlardan seçmek de bu kapsamda bir vazife olabilir. Çünkü biliyoruz ki mazimizde bir dindar düşmanlığı da var ve olmuş. 

Yani burada ehil ve dindar insanların devletten çeşitli bahanelerle uzaklaştırılması ve kökü dışarıda olan bir hanedanın ipi eline geçirmesi meselesini de dikkate almak lâzım.

Devleti siyaseti dinsizliğe alet edenlerin elinden kurtarmak lâzım ki devlet dine ve dünyaya adaletle hizmet edebilsin. Ama bunun yolu devleti dindarların eline geçirmek değil. Bunun için tam demokrasiye geçilmesi lâzım. Batı ülkelerindeki sistemi bu sebeple önemsiyoruz ve önemsemeliyiz.

Tam demokratik devlette herkes ve bilhassa dindarlar rahatça dine hizmet eder. Nitekim Risalelerde “Nurcu-topuzcu” ayrımı bu sebeple var. Asıl hizmet din hizmetidir. Devlet eliyle dine hizmet etmeye çalışmanın da zamanı geçmiştir. Devletin inanç ve ibadet hürriyetini temin etmesi ve hizmetkâr devlet haline gelmesi yeterlidir. Dinî nasihat sivil alanda ve mümkün olduğunuzca devletten bağımsız kalarak yapılacaktır. Devletin dinî gruplar tarafından parsellenmesi, cemaatler eliyle yönetilmesi kadar yanlış bir şey olamaz. Bu hal hem devlete zarar verir ve daha önemlisi hem de dine ve samimî dindarlığa zarar verir.

VELÂYETE VE KERAMETE GÜVENMEDİLER

Moderatör: Peygamberimizin (asm) sahabeleri devlete yönetici tayin ederken seçimi nasıl yaptılar?

Doç. Dr. Kurt: Onlar da en ideal yöneticiyi bulmaya çalıştılar. Bunu yaparken elbette velâyete ve keramete güvenmediler. Tayin edecekleri yöneticiler hakkında önceden bilgi topladılar. Görevlendirdikten sonra da iyi bir idareci olup olmadığını sürekli denetlediler.

Ama unutmayalım ki onların döneminde bu günkü gibi sistemleşmiş bir devlet ve düzen yoktu. Onlar bunu ellerinden geldiği kadar ve sözlü kültürün bir gereği olarak yaptılar. O dönemden almamız gereken çok dersler var. Meselâ, Hazreti Ömer bir kişiyi vali olarak görevlendiriyor. Onun kendi çocuklarını sevip okşamadığını gururla anlattığını görünce de “kendi çocuğuna hakkıyla merhamet etmeyen halka da merhametle ve adaletle hükmedemeyebilir” diye düşünüyor ve atamasını geri alıyor.

LİYAKAT

Moderatör: Liyakat ile sözlü sınav, mülâkat, referans ve torpil kavramları arasındaki ilişki nedir?

Doç. Dr. Kurt: Liyakat işe uygun ve lâyık kişiyi bulmak demektir. Yakın tarih bize gösteriyor ki bazen dindar olmayan hatta laik denilen bazı yöneticiler dindar denilen kişilerden daha adaletli ve liyakate daha fazla önem veren kişiler olmuşlar. Demek bu meselede asıl konu adalet duygusunun nasıl tecelli ettiğidir.

Özel sektördeki kıstaslar aslında yeterlidir. Hiçbir akıllı dindar patron işe ehil olmayan birini sırf dindar diye işe almaz. Devlet yönetiminde de bunlar nazara alınsa yeterli olur. Devlet yöneticilerinin liyakate önem vermemesinin sebebi ya kendi adamlarını, siyasetdaşlarını, akrabalarını ya da arkadaşlarını kayırmalarıdır. Ya da dış düşman korkusuyla korkutulup istihbarat kayıtları ile yönetilen bir devlete kendilerini mecbur bilmeleridir. Halbuki Batı örneğinden de biliyoruz ki dış düşman korkusunun çaresi de “istihbarat devleti” düzeni değil, hukuka bağlı, tam demokratik ve şeffaf bir yönetim modeline geçilebilmesidir.

Moderatör: Bu durumda yargılamada adalet dağıtılırken gizli delillere dayanmak da adalete zarar veren bir husus olmuyor mu?

Doç. Dr. Kurt: Elbette, yargının yani mahkeme kararlarının denetlenemez olması idarecilerin denetlenemez olmasından kat kat kötüdür. Yargının delillerinin ve kararların gerekçelerinin denetlenememesi daha vahim bir zulümdür. Neticede idarecinin hatasını ve kötüniyetini denetleyecek olan yargıdır. Yargı denetlenemezse idareci denetlenememiş demektir. Dolayısıyla meselâ gizli şahit ancak istisnaen ve diğer delilleri desteklemek kaydıyla faydalanılabilecek bir yöntem olmalıdır.

Bugünlerde duyuyoruz, “mahkemeler istihbarat raporları ile karar veriyor” deniyor. İnşallah doğru değildir. Doğru ise vahim bir duruma gelmişiz demektir. Tarafların görüp tartışamadığı delillerle karar verilemez ki. Verilirse o karar her şeyden önce vicdanları tatmin etmez.

MEŞVERET VE AKLI KULLANMAK

Moderatör: Adalet ve meşveret ilişkisi nedir?

Doç. Dr. Kurt: Peygamberimiz  (asm) sarih veya zımnî olarak vahyi tebliğ ettiği hususlarda Sahabeler de vahye yani Allah’ın emrine tabi olmak adına Peygamberimizin (asm) emrine uyuyorlardır. Ama müzakere edilmesi gereken bir konu varsa yani bir konuda vahiy gelmiş değilse Peygamberimiz (asm) ümmetiyle mutlaka meşveret ediyordu ve meşveretin kararına da uyuyordu.

Bu da gösterir ki dinin hüküm koymadığı alanlarda insanın vazifesi aklını kullanmak ve ortak aklı ortaya çıkarmaktır. Meşveret budur. Batılıların müzakere kültürü ve demokrasi dediği şey de budur. 

Bugünün dünyasında tek kişinin her meseleyi bilmesi, çözmesi ve her konuda hükmetmesi mümkün olmadığı için insanları ve sistemleri buna zorlamak da doğru da değildir. Bu sebeple “zaman cemaat zamanıdır” denilmiştir. Yani zaman ekiplerle ve ortak akılla hareket etme zamanıdır.

DÜNYEVÎ VE UHREVÎ SAADET İÇİN

Özetle ve son söz olarak şunları söyleyebilirim:

Adaletin olmadığı yerde hak, hakkın olmadığı yerde huzur, huzurun olmadığı yerde de dirlik ve düzenliğin olmayacağını, toplumsal barışı ve gerçek kardeşlik hukukunu tesis etmek için herkesin sorumluluğunun farkına varması gerektiğini biliyoruz. Hem bireysel ve hem toplumsal, hem dünyevî hem uhrevî saadetimiz için adalet ve liyakat ilkelerinin devlete ve topluma yeniden yerleşmesi, herkesin hakkına razı olması, insan hakları ihlâllerinin sona ermesi, İlâhî mesajlara riayet edilmesi lâzım. Ailede, toplumda, devlette ve dünyada adaletin tesisi ancak bununla olacaktır.

Bu konuda bugün iyi günlerde olmadığımız açık. Daha güzel günlerimiz de olmuştu. Yargı makamları hakkıyla ve adaletle hükmedebilsinler diye duâ ediyoruz.


KAYNAK: YENİ ASYA


ADMİN  1

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner38

banner37

banner34