Öne Çıkanlar bolivyada deprem adana belediye otobüs saatleri Davutoğlu Casus Dinleme Açıklama VAN DEPREMZEDELERE MAAŞ Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi Açılış Töreni

Bu haber kez okundu.

CHP TBMM Grup Topantısı

Evet efendim hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz, onur verdiniz. Bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarımıza da Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan en içten sevgilerimizi, saygılarımızı ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz.
Güzel bir ülkede yaşıyoruz, beraber yaşamak istiyoruz, kardeşçe yaşamak istiyoruz. Farklı görüşlerimiz olabilir, farklı siyasi görüşlerimiz olabilir ama sonuçta bu ülke bizim ülkemiz. Bu ülkede beraber, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Huzur bırakmadılar, onu da biliyorum. Bir sürü sorun getirdiler, onu da biliyorum. Ama özellikle bütün vatandaşlarımızdan istirham ediyorum. Asla ve asla umutsuzluğa kapılmayın. Bu ülkeye güzel baharı hep beraber getireceğiz, hep beraber getireceğiz, demokrasi içinde getireceğiz, halkın oylarıyla getireceğiz.
Öteden beri söylerim, yine söylüyorum, ben bu milletin ferasetine güveniyorum. Evet milletimiz dener. Evet milletimiz bakar. Belki kararlılıkla aynı yolda gider ama bir noktada der ki; “artık bu kadar da yeter, yeter artık. Milletin anası ağlıyor. O zaman ben de oyumun rengini değiştireceğim.” Oyumu değiştireceğim; halktan yana, halktan yana, halkın çıkarlarını savunan, kul hakkı yemeyen, kul hakkı yiyenlere karşı mücadele eden kararlı bir kişi, kararlı bir partiyi, onurlu bir partiyi iktidara taşıyacağım diyecektir ve biz bunu yapacağız.
Değerli arkadaşlarım, milli güreşçimiz Süleyman Karadeniz, İtalya'da düzenlenen Avrupa Serbest Güreş Şampiyonasında şampiyon oldu. Bize güzel bir mutluluk yaşattı. Bayrağımızı göndere çekti. Kendisine yürekten teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım; bugün önemli bir dava görüşülüyor, Gezi Davası. 16‘ncısı, evet 16’ncı duruşması bugün görüşülüyor. Değerli arkadaşlarım; Gezi Olayları aslında bu ülkenin genç, yetenekli, okumuş, hayatı sorgulayan gençlerin, bir baskı rejimine karşı tepkileridir. Çünkü bu gençlerimiz ülkelerini seviyorlar, doğayı seviyorlar; ağacı, kuşu seviyorlar. Farklı görüşte olsalar bile bir araya gelmekten, oturup uygarca tartışmaktan keyif alıyorlar, zevk alıyorlar. Biz düne kadar "ya gençler acaba bu ülkenin sorunlarıyla ilgileniyorlar mı?" diye düşünürken, bir baktık ki gençler bizden çok daha iyi düşünüyorlar. Dünyayı bizden daha iyi sorguluyorlar. Gezi Olayını yani Gezi Eylemini, bir baskının ortaya çıkardığı bir aydınlanma hareketi olarak görmemiz gerekiyor. Dolayısıyla gençlerin yaptıkları eylemleri de saygıyla, sevgiyle karşılamamız gerekiyor. Bir dönemin savcılarının hazırladığı iddianamelerle -ki o savcıların bir kısmı kaçtı, bir kısmı hapiste- bizim gençlerimiz, bizim akademisyenlerimiz yargılanıyor, sanatçılarımız yargılanıyor. Bunlar doğru değildir. Buna izin vermemek lazım. Adalet dediğimiz kavramın içini boşaltmamamız lazım. Adalet dediğimiz kavramın yüce bir kavram olduğunu, insanlığın temelini oluşturduğunu unutmamak gerekiyor. O nedenle, Gezi Olaylarının üzerinden çok zaman geçti, çok sayıda gencimiz hayatını kaybetti. İktidarın kurduğu, iktidarın kurduğu baskı sonucu bu gençlerimiz hayatını kaybetti. Hiçbir zaman gençlerimiz ellerine silah almadılar. Kimisi eline gül, kimisi karanfil, kimisi piyano, kimisi gitar, kimisi saz aldı. Ramazan Bayramında oturdular hep beraber namazlarını kıldılar. "Yeryüzü bizim ibadet alanımızdır" dediler. Bu kadar güzel, bu kadar hoşgörülü bir eylemi kalkıp da bir darbe eylemi gibi tanımlamak asla ve asla doğru değildir.
Osman Kavala; değerli arkadaşlarım 840 gündür tutuklu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı çıktı. "Yanlış yapıyorsunuz" dedi. Osman Kavala'nın serbest bırakılması lazım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararını uygulayacak mahkeme bulamadık. Nasıl bir hukuktur, nasıl bir adalettir? Bir üst mahkemenin verdiği karara, bir alt mahkeme "sen ne okursan oku, ben buna uymayacağım" diyebiliyor. Bu gücü, bu cesareti nereden alıyor? Bir üst mahkemenin verdiği kararı, bir alt mahkeme uygulamıyorsa dönüp şu soruyu kendimize soramaz mıyız? Bu ülkede adalet var mı? O zaman bu yargı hiyerarşisine ne gerek var? Neden kurdunuz? Alt mahkemeler, istinaf mahkemeleri, Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, AİHM; kaldırın bunları. Bir kişiyi oturtun, saraydan bir yetkili karar versin, mesele de bitsin. Meseleyi yani sorunu bu noktaya getirdiler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını öngören bizim Anayasamız 90’ıncı madde. Ama aşağıdaki hakim diyor ki: "Ben Anayasa Mahkemesini de Anayasayı da takmıyorum, hiç dinlemeyeceğim" diyor. Değerli arkadaşlarım, bunlar yanlış. Bunlardan zarar gören sadece Türkiye ve Türkiye'nin itibarı, Türkiye'nin saygınlığı. Siz bu saatten sonra bu memlekette adalet vardır, hukuk vardır, insanlar haklarını arıyor diye dünyaya anlatamazsınız. Bizim derdimiz de bu zaten; Türkiye'nin imajı. Türkiye'nin imajını zedeliyorsunuz sizler.

1376 yurttaş oturmuşlar "Ben de oradaydım, Gezi'deydim" diye bir kendilerine göre bir metin hazırlamışlar ve kamuoyuna dağıtmışlar. Bu metinden okumak isterim değerli arkadaşlarım; ne kadar masum ve ne kadar güzel bir metin:
Ben de oradaydım, ağaçlar nehirler, dağlar kardeşim olduğu için.
Ağaçları, dağları ve nehirler benim kardeşimdir diyor. Ben de oradaydım diyor. Doğayı korumak için oradaydım.
Ben de Gezi'deydim, düşüncemi özgürce söyleyebileyim diye.
Doğru, gençler düşüncelerini söylemesinler mi? Yani bir insan düşüncesini açıkladığı diye suç mu işler Allah aşkına?
Ben de oradaydım. Birlikte eylemenin, dayanışmanın güzelliğini yaşamak için.
Beraber, her görüşten insan vardı. Her görüşten, her siyasi görüşten gençlerimiz vardı. Ortak bir eylemdi bu; doğa sevgisi üzerine, insan sevgisi üzerine, adalet üzerine, hak üzerine inşa edilmiş bir eylemdi bu.
Ben de Gezi'deydim, kimse ne giydiğime, kaç çocuk doğuracağıma, gülüp gülmeyeceğime karışmasın diye.
Doğru, niye karışıyorsunuz Allah aşkına?
Ben de oradaydım, yaşadığım şehir beton yığınına dönmesin diye.
İstanbul'u bir beton ormanına döndürenler kim arkadaşlar? Gezi'de bu işi protesto eden, bu işe "yanlış yapıyorsunuz" diyen gençlerimiz miydi? Onlar mı gökdelenleri İstanbul'un bağrına hançer diye sapladılar.
Ben de Gezi'deydim, barış içinde yaşamak istediğim için.
Kavgasız bir ortamda yaşamak istiyor bu insanlar…
Hepimiz oradaydık. Gezi'de dile gelen bu toplumun özlemleri ve talepleridir. Bu talepler yargılanamaz.
Ayrıca bir Anayasamız da var. 34'üncü maddesi diyor ki: "Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." Anayasa diyor bunu. Ama anayasa, saray iktidarı tarafından geçerli bir metin değil. Onun yargıçları açısından da geçerli bir metin değil. Alınan taleple karar verecekler ve insanları mahkûm edecekler. Dolayısıyla hepimiz bu davanın adalet içinde sonuçlanmasını bekliyoruz. Her şeye rağmen, her şeye rağmen. Her şeye rağmen adalet olmalı. Her şeye rağmen güzellik olmalı. Her şeye rağmen, her şeye rağmen birlikte yaşamalıyız, birlikte yaşamalıyız.
Biz, hep beraber bu ülkede demokrasiyi savunacağız, hep beraber savunacağız. Her düşünceye saygı göstereceğiz. Her inanca saygı göstereceğiz. Her kimliğe saygı göstereceğiz. Her yaşam tarzına saygı göstereceğiz. Türkiye böyle güzel olur. Farklılıklarıyla zenginleşen bir Türkiye'yi inşa etmek zorundayız. Siyasetteki kini, öfkeyi, intikamı bir tarafa bırakmalıyız. İntikam… Yargıyı kullanarak gençlerden intikam alınmaz. Yazıktır, günahtır. O çocukların tamamı bizim çocuklarımız. Onlar bizim evlatlarımız. Hapse atsan ne olur? Hapiste tutsan ne olur? Ellerine kelepçe vursan ne olur? Sen mi kazanırsın? Yoksa gençleri mi kaybederiz? Gençlere "delikanlı" diyoruz. Bazen dozu aşabilirler kabul edelim, hepimizin gençlik hayatı oldu. Yanlışlarımız da olabilir ama bize düşen gençliği hoşgörüyle karşılamaktır. Gençlerin gençliğini anlayışla karşılamaktır; anneler böyle düşünür, babalar böyle düşünüyor.
Bunu niye söylüyorum? Allah'ın bize verdiği en değerli hazine akıldır, en değerli hazine akıldır. Aklımızı kullandığımız zaman bütün bu sorunları aşabiliriz. Aklımızı kullandığımız zaman iyi ile kötüyü birbirinden ayırabiliriz. Aklımızı kullandığımız zaman çok güzel kentler, çok güzel şehirler yaratabiliriz. Aklımızı kullandığımız zaman işsizliği önleyebiliriz, yoksulluğu önleyebiliriz. Aklımızı kullandığımız zaman devlette liyakati esas alırız. "Akıl akıldan üstündür" kavramını hayatın her alanında dile getirebiliriz. Dolayısıyla aklı kullanmak kadar güzel bir şey yoktur. Sorunları çözmenin yolu aklı kullanmaktır. En değerli hazinemiz akıldır. Aklımızı birilerine kiralamayacağız. Birilerinin söylediğini sürekli söyleyerek insanoğlunu papağan durumuna düşürmemeliyiz. Herkes hayatı sorgulamalı. Herkes yanlış mıdır, doğru mudur bunu oturup düşünmeli ve tartışmalıyız. Ve aklımızı kullanarak bizim gibi düşünmeyen insanlarla bir araya gelip özgürce konuşmalı ve tartışabilmeliyiz. Demokrasi dediğimiz işin özünde yatan budur. "Her şeyi ben bilirim. Benden daha iyi kimse düşünmez. Ben asla yanlış yapmam. Ben asla hata yapmam." Bu kula özgü bir kavram değildir. Herkesin eksiği, herkesin hatası vardır. Hele 21 inci Yüzyıl'da "ben her şeyi bilirim" demek dünyanın en büyük yalanıdır. "Ben her şeyi bilirim" demek dünyanın en büyük yalanıdır.
Çocuklarımızı okula gönderiyoruz, kâinatı keşfetsinler diye; daha güzel hayatı merak etsinler diye, meraklarını gidermeleri için düşünsünler diye. Akıllarını kullansınlar diye. Daha kaliteli, daha nitelikli sorular sorsunlar diye. Daha fazla meraklansınlar diye. Çocuklarımızı bunun için okula göndeririz, daha iyi yetişsinler diye. İcatlar bunun için yapılır, akıl kullanıldığı için icatlar yapılır. Dünya keşfedilir. Yeni yeni keşifler akıl kullanıldığı için yapılır ve hayata geçirilir. Hiç kimse unutmasın aklımızı kullanırken de liyakat esastır. "Ben her şeyi bilirim" demek yanlıştır. Neden? Ben fizikçi isem, fizik dünyasını bilirim. Kimyacı isem kimya dünyasını bilirim. Tarihçi isem tarih dünyasını bilirim. Edebiyatçıysam, edebiyat dünyasını bilirim. Hukukçuysam, hukuk dünyasını diyebilirim. “Her şeyi ben bilirim” olmaz. O nedenle üniversiteler vardır. O nedenle ayrı ayrı üniversiteler, ayrı ayrı okullar, ayrı ayrı disiplinler vardır ve her seferinde yeni disiplinler ortaya çıkar, yeni görüşler ortaya çıkar, yeni buluşlar ortaya çıkar. Bu da aklı kullanırken liyakati yine esas almaktır. Dünyayı, bir kişi değil, dünyayı, kâinatı sorgulaması demektir bu. Hep birlikte dünyayı sorguluyoruz. Ben yıldızları sorgulayabiliyorsam, bir başka kişi toprağın altındaki solucanı sorgulayabiliyor. Birisi karıncayı sorgulayabiliyorsa, birisi bir başka kuşu sorgulayabiliyor. Birisi Antarktika'yı, orada yaşamı sorguluyorsa, bir başkası da Afrika'daki sıcak yaşamı sorguluyor.
Dolayısıyla insanoğlunun aklını kullanması kadar değerli bir şey yoktur ve aklımızı kullanırken de doğal olarak sıcak gündemi asla unutmayacağız. Bazen fizik, bazen kimya. Bunlar belki belli bir eğitim almış kişilerin sorguladıkları alanlar. Ama sade yurttaşların ya da bizlerin ya da hepimizin toplu olarak yaşadığımız günlük sorunlar vardır, günlük sıkıntılar vardır, bunları da sorgulamak zorundayız. O konuda da bazı sorular hazırladım. Vatandaşlarımız da dinlesin diye.
Bakınız: Bu günkü Türkiye'den söz edelim.
Vatandaş niye perişan? Bu soruyu sormak zorundayız. Aklımızı kullanacaksak, vatandaş niye perişan? Bu soruyu sormak zorundayız.
Emekli neden geçinemiyor? Hangi gerekçeyle geçinemiyor? Bunu da sormak zorundayız.
Neden işsizlik var? 8 milyona yaklaşan işsizlik neden var? Almanya'yla nüfusumuzu aynı aşağı yukarı; toprak bütünlüğümüz de üç aşağı beş yukarı aynı. Almanya işçi arıyor, bizde dünya kadar işsiz var. Neden? Bunları sormak zorundayız?
Neden hapishaneler tıka basa dolu? Neden? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hapishaneleri neden tıka basa dolu?
Neden Ortadoğu bataklığından şehitlerimiz geliyor? Neden?
Neden sırtını saraya dayayanlar hapse girmiyor da garipler, Harp Okulu öğrencileri hapislerde sürünüyor? Neden?
Parası olan dışarıya çıkıyor da, parası olmayan avukat dahi tutmakta zorluk çeken neden yıllarını, aylarını hapishanelerde geçiriyor? Neden?

admin 4

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34