Öne Çıkanlar Türk Silahlı Kuvvetleri Organları Hastalara Ulaştırdı risalei nur ve darbeler Adana Ferhat Göçer Konseri ne zaman Adana Okul Ulaşım Sorunu abd chicago

Bu haber kez okundu.

TBMM CHP Grup Toplantısı

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Teşekkür ederim, sağ olun. Değerli arkadaşlarım, bu son grup toplantımız olacak bu dönem. Daha sonra galiba salı günü büyük bir olasılıkta parlamento tatile giriyor. Bu son grup toplantısında özellikle ben pandemi sürecinde gerçekten de bütün engellemelere rağmen tarih yazan, mücadele eden, engelleri aşan, şikâyet etmeden aşan belediye başkanlarımıza hemen hemen her ortamda bir tarih yazdıkları için teşekkür ettim. Elbette ki bunun arkasındaki güç Cumhuriyet Halk Partililere aittir, yani hepimize aittir.
Milletvekili arkadaşlarım da yerel yönetimlerle birlikte hemen hemen günün 24 saati çalıştılar. Niçin çalıştık? Güzel bir Türkiye için. Ne için çalıştık? Cumhuriyet Halk Partili belediyeler halka nasıl hizmet verecek, halk bunu görsün diye, yerelde iktidar olsunlar, mücadeleyi yerelde yapsınlar, toplumun her kesimini kucaklasınlar, “ayrıştıran iktidara karşı birleştiren bir anlayışı Türkiye’de sergileyelim” dedim ve bunu beraber yaptık. O nedenle ben bütün milletvekili arkadaşlarıma da yürekten teşekkür ederim. Ayrıca parlamentoda gerek komisyonlarda, gerek genel kurulda milletvekili arkadaşlarımın büyük bir bilgiyle, birikimle tutanaklara geçen konuşmalarıyla, yasa değişiklikleri sırasında yaptıkları konuşmalar da gerçekten gelecek kuşaklara ibret verecek konuşmalardır. O konuşmaların her birinde, eğer bir teklif gelmişse, o teklifin eksikliği varsa o eksikliği bütün ayrıntılarıyla arkadaşlarımız ortaya koymuşlardır. Bu nedenle ben tekrar bütün milletvekili arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum ve bizi televizyonları başında izleyen, radyoları başında izleyen, sosyal medya hesapları başında izleyen bütün vatandaşlarıma Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan en içten sevgilerimizi, saygılarımızı ve muhabbetlerimizi gönderiyoruz. Onlar tatil beldelerindeyseler tatillerinde huzur içinde bir tatil geçirmelerini, eğer tarlada çalışıyorlarsa, huzur içinde alın terlerinin karşılığını almalarını arzu ederiz. İşsizseler bir iş bulmalarını yine isteriz ve yürekten dileriz.
Hayatın çok zor olduğunu biliyoruz, zorlukların olduğunu biliyoruz. Pek çok evde tencerelerin yeteri kadar kaynamadığını biliyoruz. Ciddi sorunların olduğunu biliyoruz, ama bunların geçici olduğunu bütün vatandaşlarımız düşünsünler, çünkü İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’yle biz bu sorunları nasıl çözeceğimizi ve kimlerle çözeceğimizi topluma umut vererek anlatmaya çalıştık ve anlattık da. Dolayısıyla kimse umutsuzluğa kapılmasın, önümüzdeki süreç parlak bir süreçtir, yeter ki sandığı koysunlar. Koyarlar mı bilmiyorum? Bir kişi karar verecek ona. Cesareti varsa sandığı koyar ve herkes boyunun ölçüsünü alır orada…
Mersin’in Mut ilçesinde bir trafik kazası sonucu 6 vatandaşımız hayatını kaybetti, 4 askerimiz şehit, onlara, bütün vatandaşlarımıza başsağlığı diliyorum. Ayrıca hayatını kaybeden şehitlerimize ve şoförlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine başsağlığı diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.
Değerli arkadaşlarım, zaman zaman grup toplantılarında annelerden söz ederim. Annelerimiz, bizi doğuran annelerimiz, bizi besleyen annelerimiz, bize dilimizi, sevgiyi, hoşgörüyü öğreten annelerimiz, başınızı dizine koyduğumuzda içimize huzur dolan annelerimiz, hasta olduğumuzda hastalanan, güldüğümüzde gülen annelerimiz, bir anne için evladın ne olduğunu hangi görüşten olursa olsun bütün anneler bunun değerini bilir. Hangi görüşten, hangi kimlikten, hangi inançtan olursa olsun her anne evladının üstüne titrer. Onun karnı açsa kendisi de açtır kesinlikle, önce onun karnını doyurur, önce onun büyümesini bekler. Büyütür, el bebek gül bebek büyütür onu, okula gönderir, üniversiteye gönderir. Üstünün başının temiz olmasını ister. Anneler evlatları üzerine titrerler. 800 haftadır bir grup anne evlatlarını arıyor. Evlatları kaybolduğu zaman bazıları 12 yaşında, bazıları 13, 16, 20, 30 yaşlarındaydı. Nerede kayboldu onların evlatları? Asıl soru bu, bu anneler evlatlarını nerede arıyorlar? Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındılar, tutuklandılar, bir süre sonra bunlardan hiç kimse haber almadı. Anneler o yetiştirdikleri çocuklarının ne olduğunu öğrenmek istiyorlar, ne olduğunu araştırın diyorlar. 800 haftadır Galatasaray’a gelip 800. haftada bir karanfil bırakmak istediler. “Evlatlarımızın katledildiğini de biliyoruz, ama mezarı nerede, bize bari mezarını söyleyin, gidip başında bir Fatiha okuyalım” diyorlar. Bunu bile çok gördüler. Çok görenlere, o bir karanfil bırakmak için oraya gidip bir karanfil bırakıp “evladım nerede” diye söyleyen annenin sesini duymayan insanlara ben insan demem. Bakın, bu kadar açık ve net söylüyorum. Bu anne birisini mi dövdü? Hayır. Birisine mi kızdı? Hayır. Birisine biber gazı mı, birisine sopa mı? Hayır, hiçbir şey yapmadı, oturuyor. “Evladım nerede” diyor. Dönemin Başbakanı Erdoğan bunları davet etti. Etmeli miydi? Gayet güzel, etmeli, o yönetiyor çünkü devleti, dinledi bunları. Dinlemeli miydi? Evet, dinledi. Hani faili meçhuller olmayacaktı? Faili meçhullerin üzerine gitmek gerekiyor. Bir insanın hayatı bu kadar ucuz olamaz. Berfo Ana, onun güzel bir sözü var: “Benim evladım gelir diye kapıyı, bacayı açık bıraktım. Ay geçti, gün geçti, sene geçti, benim çocuğum gelmedi. Benim çocuğum ölmüşse, cenazesini bana versinler” diyor Berfo Ana, ama oğlunun mezarı nerede? Oğlunun mezarının nerede olduğunu bilmeden Berfo Ana hayatını kaybetti. Berfo Ana’ya ne diyeceğiz, Berfo Analar’a ne diyeceğiz? Bu olayı bir siyasi gözlükle analiz etmek kadar yanlış bir şey yoktur. Eğer insana saygı duyuyorsak şundan veya bundan bir ayrım yapmadan, devletin itibarını korumak istiyorsak, devlet elinde sopa olan bir örgüttür demek istemiyorsak, devlet her vatandaşına eşit yaklaşır diyorsak Cumartesi Anneleri’nin sesini dinlemek zorundayız.
Bazen şunu söylüyorlar: “Vay, Cumartesi Anneleri’ni söyledin, Diyarbakır’da da anneler var”. O anneler de mübarek annelerdir. Onların da evlatları var, ama o evlatların terör örgütüne gitmesini kim sağladı, ortamı kim sağladı, sorumlusu kim? Anneler arasında hiçbir ayrım yapmıyoruz. Anne annedir, hepimizin anneleri var. Dolayısıyla anneyi bizi yetiştiren, bizim için her türlü fedakârlığı yapan bir insan olarak değerlendireceğiz. Devletin, yani devleti yönetenlerin annelerin sesine kulak kabartmaması, onların sesini dinlememesi kadar acı bir şey yoktur. Devleti yönetenlerin oturup bir daha düşünmeleri lazım, gitsinler o anneler, Galatasaray Meydanı’nda otursunlar. Niye izin vermiyorlar biliyor musunuz? Bir ayıbı dünya görmesin diye yapıyorlar onu, ama dünya görüyor zaten, bir karanfil bırakmayı engelliyorsan o ülkede demokrasinin de olmadığını, hak aramanın olmadığını, hak arayan kişilerin coplandığını bütün dünya görüyor. Bizi üzen bu tablodur.
Değerli arkadaşlarım, hapiste gazeteciler var, doğru, Osman Kavala tam bugün 1.001 gün oldu içeride, 1.001 gününü doldurdu. Üç kez tahliye edildi, mahkemeden beraat kararı verildi. Her tahliyede bir suç icat edildi ve her tahliyeden sonra tekrar tutuklandı. Müebbet hapisle yargılandı, beraat etti. Beraattan sonra aynı dosyalardan yeni bir suç uyduruldu ve tekrar içeri alındı. Değerli arkadaşlarım, bunlar olmaz, devlete yakışmaz. Beraat etmişse beraat etmiştir. Yeni bir suç uyduruyorsanız, aynı dosyadan yeni bir suç uyduruyorsanız siz Osman Kavala’dan intikam alıyorsunuz. Yargı değil artık, olay bir intikama dönüşmüştür. Tıpkı Selahattin Bey gibi, o da her seferinde beraat ediyor, her seferinde yeni bir dosyadan, her seferinde yeniden tutuklanıyor. Sanıyorlar ki bunlar efendim, biz ettik siz etmeyin falan diyecekler. Niye desinler, bunlar suçlu değil ki…
Değerli arkadaşlarım, gazeteciler de aynı şekilde, Müyesser Yıldız niye tutuklu, neden hapiste? Doğruları yazdı diye. Barış Pehlivan neden tutuklu, neden hapiste? Hapiste doğruları söyledi diye. Yeniçağ Gazetesinin yazarı Murat Ağırel ne yaptı? Yolsuzlukları yazdı diye. Hülya Kılınç yine aynı şekilde hapiste tutuluyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, benim bildiğim kalemini satmayan hiçbir gazeteci zorun karşısında diz çökmez. O nedenle Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan haksız yere içeride yatan her arkadaşlara buradan selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, 37. Kurultayımızı yaptık. Belli çevrelerin büyük endişeleri vardı. Vay efendim, Kurultay nasıl olur, orada yapılır, işte önlem alınmaz, şu bu, vesaire bir sürü gerekçeler, bir sürü yorumlar, her şey yapıldı, ama belki de bizim bugüne kadar yaptığımız en düzenli Kurultaydı. Kimin nerede oturacağı belli, yerler belli, gazeteciler belli, yazarlar belli, köşe yazarları belli, onur kurulu üyeleri belli, delegeler belli, herkesin yeri belli ve herkes gayet rahat, hiçbir şekilde hiç kimseyi üzmemeye özen gösteren bir Kurultayı gerçekleştirdik. Dolayısıyla 37. Kurultayı gerçekleştiren ve emeği geçen bütün arkadaşlarıma yürekten teşekkür ederim.
Bu Kurultayda “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”ni ifade ettik, dillendirdik. Kurultayın ana teması, “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi”ydi. Bugün içinde bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 100. yılını 23 Nisan 2020’de tamamladık. Şimdi 101. yıla doğru gidiyoruz. 29 Ekim 2023’teyse cumhuriyetimizin 100. yılı olacak. Dolayısıyla biz Cumhuriyetin 100. yılını tamamladık, 200. yılına doğru giderken neleri vaat etmeliyiz, neleri yapmalıyız, neleri söylemeliyiz? Şikayetimiz varsa bu şikayetleri nasıl gidermeliyiz? Üstelik yaptığımız öneriler toplumun yüzde 90’ı tarafından evet, bu öneriler doğrudur diyebileceğimiz öneriler olmalıydı ve 100. yılı bitirip, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi yaparken, hazırlarken bunları düşündük.
Neydi sorunlarımız? İşsizlik vardı, işsizliği yenmek zorundayız. Yoksulluk vardı, yoksulluğu yenmek zorundayız. Adaletsizlik, liyakatsizlik vardı, bunları ortadan kaldırmak zorundayız. Kayırmacılık, torpil vardı, bunları ortadan kaldırmak ve bunları tümüyle sonlandırmak gerekiyor. Yolsuzlukla mücadele vardı. Evet, yolsuzlukla mücadele yapmalıydık ve bunu başarmalıydık. Söyledim, bunları kimlerle yapacağız, kimlerle ve nasıl? Evet, bunları dostlarımızla yapacağız, dostlarımızla gerçekleştireceğiz. Dostlarımızla deyince havuz medyasında ve o cenahta bir titreme meydana geldi. Vay efendim, kim dostlarınız? Kim olacak dostlarımız, bizim ortaya koyduğumuz 13 maddeye evet diyen herkes bizim dostumuzdurKimlerle? İşsizlik sorunu varsa kiminle çözeceğiz? İşsizlerle bir araya geleceğiz, kuryelerle bir araya geleceğiz, çiftçilerle bir araya geleceğiz, emeklilerle bir araya geleceğiz, apartman görevlileriyle bir araya geleceğiz, sorunlarını dinleyeceğiz. Konteynırdan çöp toplayan vatandaşımızla bir araya geleceğiz. Hâlâ taşeron işçi statüsünde çalışan 50 bini aşkın kişiyle bir araya geleceğiz, taşeron işçilerle bir araya geleceğiz. Şoförlerimizle istek takside, ister dolmuşta, ister kamyonda, ister tırda direksiyon sallayıp alın teri döken şoförlerimizle bir araya geleceğiz. Yani halkımızla bir araya geleceğiz. Dolayısıyla biz demokratik yollardan bir dikta yöntemini sonlandıracağız. Herkesin bundan emin olmasını istiyorum. Demokratik yollardan bir dikta yönetimini, bir baskı yönetimini sonlandıracağız. İşin özü budur.
Nasıl yapacaktık?
Birincisi, yeni bir Anayasa yapacağız. Bugüne kadar yapılan bütün Anayasalar şöyle veya böyle, belli bir tonu değişmekle birlikte vesayet altında yapılmıştır. Hiçbir zaman toplumu temsil eden bütün kesimler bir araya gelip ortak bir Anayasa yapamadılar. En son Anayasa değişikliği OHAL altında, olağanüstü koşullarda yapıldı. Valilerin, kaymakamların, daha doğrusu kamunun bütün elemanlarının çalışmasıyla yapıldı. Baskı döneminde yapıldı. Biz ne yapacağız? Baskı döneminde olmayacak, herkesin görüşü alınacak. Çok sık kullanırım, Anayasa kitapçığını eline alan her vatandaş siyasi görüşü ne olursa olsun, kimliği, inancı ne olursa olsun her vatandaş Anayasa kitapçığını eline aldığında “bu benim Anayasamdır” diyecek. Dolayısıyla bütün siyasi tarafların, meslek kuruluşlarının, uzmanların bir araya geldiği; sağcısı, solcusu, ortacısı ne derseniz, bir araya gelip oturup demokratik bir Anayasa yapacağız. Bu Anayasanın özünde demokratik parlamenter sistem olacak. Yani gerçek anlamda milli irade olacak, gerçek anlamda vatandaşın oyu buraya yansıyacak. Dolayısıyla bu Anayasa’da cumhurbaşkanı tarafsız olacak, yanlı cumhurbaşkanı olmaz. Eğer adına cumhurbaşkanı diyorsak, 83 milyonun cumhurbaşkanı olacak. Ali’nin, Veli’nin cumhurbaşkanı olmaz, partinin cumhurbaşkanı olmaz, cumhurbaşkanı oturacak, tarafsız olacak, herkese eşit mesafede olacak. O zaman biz buna cumhurbaşkanı deriz. Herkese eşit mesafede ve tarafsız olduğu için Anayasa buna hâkim tayin etme yetkisi veriyor. Bir partinin genel başkanı hâkim tayin etmez. Ben bir hâkim tayin ettiğimde Ak Partili bir vatandaş o mahkemede yargılandığında ne diyecek? “Bu hakimi Kılıçdaroğlu tayin etti, kesin bu hâkim beni taraflı yargılar.” Hâkim düzgün bile olsa o algıyı değiştiremezsiniz. O zaman ne yapacağız? Bunu değiştireceğiz.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde öyle gece yarısı kanunları olmayacak. Parlamenter sistem milletin çıkarlarını savunuyorsa, milletin çıkarı neyi gerektiriyorsa, onlar tartışılacak. Kanun mu görüşülecek? Gelecek komisyona, bütün tarafları zorunlu olarak davet edeceksin. Baro Kanunu mu görüşülecek? Baroların başkanını davet edeceksin. Çiftçi mi? Çiftçilerin bir sürü temsilcisi var, davet edeceksin. Esnafın kanunu mu çıkacak? Esnaf kuruluşları var, davet edeceksin. Kadınlarla mı ilgili düzenleme yapıyorsun? Bir sürü kadın kuruluşu var, 306 derneği var, temsilcilerini çağırırsın, gelin arkadaşlar, şöyle bir düzenleme yapıyoruz, ne diyorsunuz? Ne demektir bu, ne anlama gelir? Özellikle bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, şu anlama gelir: Ben bir konuda bir kanun çıkarıyorum, ama o konunun uzmanlarıyla ve o konunun içinde bulunan kişileri de dinliyorum. Çünkü o konunun içinde olanlar sorunları daha iyi bilirler. O sorunları Meclise aktaracaklar ve kanun bir anlamda sivil toplum, uzmanlar ve meslek kuruluşlarının ortak görüşleriyle çıkacak ve demokrasi gerçek anlamda parlamentoda tecelli edecek diyeceklerdir. Dolayısıyla bu çerçevede parlamenter sistemi güçlendireceğiz.
Adalet… Güven vermesi lazım, güven vermeyen adalet, adalet olmaz. Bugünkü parlamento sarayın vesayeti altındadır. Bugünkü yargı sarayın vesayeti altındadır. Bakın, size çok ilginç bir mahkeme kararından söz edeceğim. Türkiye Tarım Kredileri Kooperatifleri Merkez Birliği var. Var mı, var. Başında da Ak Partili bir milletvekili var. Birkaç yerden aylık alıyor. Olabilir, milyonlarca işsiz var, milyonlarca kişi ayda 300 lirayla, 500 lirayla geçinmeye çalışıyor, bu beyefendiler milletvekili maaşı yetmiyor, birkaç maaşı birden alıyorlar. Onu da Ak Partililerin vicdanına havale ediyorum. Özellikle çocuğu işsiz olan bütün Ak Partililerin vicdanına havale ediyorum.
Şimdi Milli Gazete’de 19, Tarımdan Haber internet sitesinde de 65 haber yayınlandı. Toplam 84 haber tarımla ilgili ve bununla ilgili, bu kooperatifle ilgili bir sürü sorun var. 7 Temmuz’da bunlar mahkemeye başvuruyorlar. Aynı gün bu mahkeme nasıl bir mahkemeyse, bütün haberleri izliyor ve aynı gün habere erişim yasağı getiriyor. Daha garip olanıysa şu: Erişim yasağı getirilen haberlerden birisi de Saadet Partili Milletvekili Sayın Abdülkadir Karaduman’ın soru önergesini de haberleştirmişler, o soru önergesine de erişim yasağı getirmişler. Bunu yapan kişi hâkim Ankara’da, Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği. Şimdi siz bu kişiye hâkim der misiniz arkadaşlar? Talimatı nereden alıyor? Saraydan alıyor talimatı, erişim yasağı getiriyor. Neden sıkılıyorsunuz, neden utanıyorsunuz neden erişim yasağı? Varsa bir şey haksız yapılmışsa açarsın tazminat davasını, ama haber okunmasın istiyorlar. Dolayısıyla biz gerçek anlamda adaleti istiyorsak yargı üzerindeki vesayeti sonlandırmak zorundayız. Yargı üzerinde vesayet kalktığı zaman gerçek anlamda bir adalet çıkar ortaya, bizim de aradığımız gerçek anlamda adalettir. Bunu istiyoruz. Dolayısıyla hükümetin geçmişte olduğu gibi Meclise gelmesi, Mecliste güvenoyu alması, Meclise hesap vermesi ve demokratik parlamenter sistemin temel kurallarından birisi olacaktır.
İkinci koyduğumuz hedef, Türkiye’nin toplumsal barışı ve huzuru sağlanacaktır. Evet, kaç yıl oldu? 40 yıldır bir Kürt sorunu tartışılıyor. 40 yıldır bir sorun neden çözülmez, sorumlusu kimdir? Manav mıdır? Hayır. Şoför müdür? Hayır. Devlet memuru mudur? Hayır. Esnaf mıdır? Hayır. Üniversitedeki hoca mıdır? Hayır. İşsiz olan mı? Hayır. 40 yıldır bu sorunu çözmeyen kim? Siyasi otoritedir. 40 yıldır on binlerce kişi hayatını kaybetti ve siyasi otorite bu sorunu çözmedi. Şimdi batının egemen güçleri bu sorunu Türkiye açısından Türkiye’nin aleyhine bir manivela olarak kullanıyorlar. Sorumlusu bugüne kadar iktidar olup bu sorunu çözmeyenlerdir, ama ben buradan Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı olarak bu sorunu demokratik standartlar içerisinde, Türkiye’nin bağımsızlığı çerçevesinde çözeceğime söz veriyorum. 40 yıldır çözemediniz. Çözeceğiz. Bizim için insan en değerli varlıktır. Her insanın hayatı önemlidir. Bayrağımız evet, vatanımız evet, birliğimiz evet, bağımsızlığımız evet, bu çerçevede çözeceğiz.
Kadın-erkek eşitliği, fırsat eşitliği kesinlikle sağlanacak. Her gün kadına yönelik şiddet ve cinayet haberleri geliyor. Devletin politikası bunun üzerine inşa edilmelidir, kadın-erkek fırsat eşitliği üzerine inşa edilmelidir ve devlet bunu çözmek zorundadır.
Ve bir şey daha önerdik değerli arkadaşlarım, tüm terör örgütleriyle, kim olursa olsun eline silah alıyorsa tüm terör örgütleriyle ve yeraltı terör örgütleriyle mücadele etmek bizim görevimiz olacaktır. Herkes terör örgütleriyle mücadele eder, ama yeraltı mafyasıyla mücadeleyi pek ağızlarına getirmezler. Neden siyasi parti liderleri yeraltı dünyasının elemanlarıyla gidip hapishanelerde görüşüyorlar? Rüşvet aldığı için mi, adam öldürdükleri için mi, tehdit ettikleri için mi? Dolayısıyla biz bu memlekete barışı ve huzuru sağlayacağız, barışı ve huzuru getireceğiz. Her vatandaş huzur içinde yaşayacak. Tercihini istediği gibi kullanır, ama barışı ve huzuru getirmek bizim görevimizdir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34