Asırların Hekimi Er-Râzî’den Hikmetler

Dünya tıp tarihine, bin yılı aşan bir zamandan beri, eser ve keşifleriyle damgasını vuran, Kur’ân medeniyetinin aydınlığı ile, Avrupa Rönesansına kaynak eserler veren, asırların dâhi hekimi Ebu Bekr Muhammed ibn Zekeriyya er-RÂZÎ’nin ilmî araştırmalarla dolu ibretli hayat hikâyesi, bizlere de bir rehberlik modeli olacaktır.

09 Temmuz 2019 Salı 15:11
Bu haber 786 kez okundu
Asırların Hekimi Er-Râzî’den Hikmetler
banner22

Asırların hekimi Er-Râzî’den hikmetler - 1


Dünya tıp tarihine, bin yılı aşan bir zamandan beri, eser ve keşifleriyle damgasını vuran, Kur’ân medeniyetinin aydınlığı ile, Avrupa Rönesansına kaynak eserler veren, asırların dâhi hekimi Ebu Bekr Muhammed ibn Zekeriyya er-RÂZÎ’nin ilmî araştırmalarla dolu ibretli hayat hikâyesi, bizlere de bir rehberlik modeli olacaktır.
Örnek alınacak hayatının önemli sahifelerini inceledikten sonra, eserlerinden günümüze de ışık tutan hikmetlerini, dikkatli nazarlara takdim etmeye çalışacağız.

Er-Râzî, H. 251- 313, M. 865- 925 yılları arasında yaşamıştır. Rey şehrinde dünyaya gelmiş, gençlik yıllarında kuyumculuk ve müzikle hayatını sürdürmüştür. Sakalı çıkınca, bu sakalın ud çalıp, şarkı söylemeye uygun olmayacağı düşüncesiyle, yönünü değiştirerek otuz yaşlarından sonra, ilim merkezi olan Bağdad’a gelerek, insanlığa hizmet edeceği bir meslek olan tıp tahsiline, azimli bir gayret ile sarıldı. Dehâ derecesinde zekâya sahip olan er-Râzî, gayretli çalışmaları sonucunda, ders arkadaşlarını, hatta hocalarını bile geride bırakacak kadar, tıp ilminde yüksek seviyeye ulaşır. Tıp ilminde zirveye çıkan er-Râzî, Rey ve Bağdat şehirlerindeki hastahanelere baştabip olmuş ve bu konuda birçok talebe yetiştirerek, başta tıp olmak üzere, diğer ilimlerle birlikte 237 eser telif etmiştir. Kısa bir zaman diliminde, harika eserler veren er-Râzî, hastahanelerde, hasta başındaki klinik deney ve çalışmalara aralıksız devam etmiş ve tesbit ettiği sonuçları, sabırlı bir azimle, durmadan yazmıştır. Eserleri dünyanın birçok kütüphanesinde bulunmaktadır. Avrupa tıp dünyasında, asırlardır tercüme edilerek, şaheser olarak faydalanılan bu eserler, ülkemizde lâyık olduğu ilgiyi görmediğinden, hemen hemen hiç bilinmemektedir. Ancak yurtdışından temin edebildiğimiz, birkaç eserinden faydalanmaya çalışacağız.

Er-Râzî’nin, tıp ilminin gelişmesine katkıları ise “Aynen Hipokrates’in Grek tıbbını geliştirip önemli halkası ve zirvesi olması gibi, er- Râzî’de İslâm tıbbının gelişmesinin kapısı olmuştur. Bilgi ve tecrübe konusunda ‘Gelip geçen nesiller, gelecek nesillere bilgi ve tecrübelerini aktarmalıdırlar’ diyerek, insanlığın elde ettiği tecrübelere büyük önem verirdi. Bir tabibin aynı zamanda bir psikiyatrist olması gerektiğini ve bunun mümkün olduğunu ileri sürer. Er-Râzî “BİR KANTAR İLİM, BİR OKKA EDEBE MUHTAÇTIR” diyerek, ilmin edep olmadan yapılamayacağını ifade etmiştir. İlmî değerini, ilim ve edep anlayışını bilen Avrupalıların, onun eserlerinden bir hayli yararlandıkları, ona karşı duydukları saygıdan anlaşılmaktadır. Amerika’daki Princeton Üniversitesi’nin, tarihte iz yapmış ilim adamları için ayırdığı özel köşeye, er-Râzî’nin resminin asılması münasebetiyle yapılan törende, aynı zamanda bir papaz olan öğretim üyelerinden birisi “Râzî, Müslüman tıp âlimlerinin en büyüğü ve en iyi görüşe sahip olanıdır. İnsanlığa faydalı olmak için, zekâsını büyük bir başarı ile kullanan kişi, başka bir dine bağlı olsa bile, kendisine saygı göstermek bir Hıristiyan için görevdir” diyerek, er-Râzî’ye verilen değeri dile getirmiş, aynı üniversitesinin bünyesinde, İslâm bilginlerinin eserlerini Arapçadan, İngilizceye çevirmek ve öğrencilere tanıtma maksadıyla bir enstitü kurulmuştur. Bunun dışında Paris Tıp Fakültesi konferans salonunun önünde meşhur filozof-tabip Ebû Ali ibn SİNÂ ve Ebu Bekir er-Râzî’nin yan yana heykelleri bulunmaktadır. Fransızlar ve dolayısıyla bütün Avrupalılar, XVI. Yüzyıla gelinceye kadar, İslâm tabiplerinin eserlerinden başka, tıp eserleri kullanmamışlardır. Er-Râzî, hasta ilişkilerinde, hastalarına karşı son derece iyi davranan, merhametli bir tabipti. Hastalarını iyileştirmek için her türlü çareye başvurur, ilâçlarını muntazaman almalarını sağlardı. Onun, hastalarını tedavi ederken kullandığı dil ve üslûba bakılırsa, Allah’a olan inancını, imanının gücünü anlamak hiç de zor olmayacaktır.” 1

Er-Râzî, tıp ilminin birçok branşına, değerli eserler kazandırdığı gibi, bazı hastalıkların klinik teşhis ve tedavilerinde, ilklere imza atmıştır. Bunlardan en önemli bir örnek ise, tıp tarihinde ilk defa kızamık ile çiçek hastalıkları hakkında detaylı ve birbirinden ayrılan belirtileri yazdığı kitapla, asırlarca hekimlerin el kitabı olarak, şöhrete kavuşmuştur. Tıbbî deontoloji (meslekî ahlâk ve davranışlar) konularında, hekimlerin uygulamaları için koyduğu kurallar, en modern tıp çevrelerinde güncelliğini korumaktadır. Kendi öğrencisi olan Ebû Bekir ibn Kareh’in, Horasan valisinin özel tabipliğine tayin edilmesini duyması üzerine, ona tavsiyeler yumağı halinde bir mektup yazıp, göndermiş ve bu mektup sonradan AHLÂKU’T TABİB adıyla tanınan eser olmuştur. “Bu risâle, besmele ile başlayıp, şu şekilde devam etmektedir. ‘Hekim, hastanın sırdaşı olmalıdır. Bazen hasta kendi anne ve babasından, eşinden sakladığı hastalığını ve sıkıntılarını, yalnız tabibe anlatır. Tabip de, bu sırrı mutlaka saklamalıdır. HEKİM, SAMİMİYETLE ALLAH’A BAĞLANMALIDIR. Hekim mağrur olmamalıdır. Kendisini hastalarına adayıp, onları sevmelidir. Hastaların arasında zengin, fakir ayırımı yapmamalıdır. Hastaya karşı böbürlenen tabipler, bu tavırlarıyla hastayı azarlayarak tedavi edeceklerine, onu tedavi etmekten vazgeçseler, daha iyidir. Tabip, Allah’a güvenip şifayı ondan istemeli, kendi becerisine ve gücüne dayanmamalıdır. Hastasını her gün ziyaret etmelidir. Hekim, hastasına her gün diyetini vermeli, ona yiyecek ve içecekleri hususunda bilgi vermelidir. Hasta ile hekim arasında samimiyet ve iyi bir diyalog olmalı, hasta hekime tam anlamıyla güvenmelidir. Hekim, asla içki içmemelidir. Hasta, denek olarak kullanılmamalıdır. Cahil tabip, insanı canından eder. Hırsızlardan daha kötüdür. Hırsız insanın malını alır, ama malını aldığı adamı öldürmez. Ancak öylesi tabipler vardır ki, bilmeden tedavi uygulayıp, hastalarına zarar verirler. Bu ilkeyi unutmamalıdır. Hekimler daima mütevazi olmalıdır. ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK, İNSANIN MANEVÎ SÜSÜDÜR. Hekim, hastalarına ve bütün halka karşı, kırıcı sözlerden kaçınmalıdır. Hekim sözcüğü, HÂKÎM olan Allah’ın adından türetilmiş bir sözcük olduğundan, hekimler insanlar nazarında, değeri büyük bir meslek erbabıdırlar. İnsanlar, onlara daima muhtaçtır. Onlar da, bunu bilip, ona göre insanlara davranmalıdırlar. Tıpta kehânet olmaz. Tıp sanatına karşı sahtekârlık yapacak kimseler, her zaman toplum içinde bulunabilir. Bunlara karşı uyanık ve dikkatli davranmalısın. Baştan beri anlattığımız bu hususlara dikkat eden bir tabip, Allah’ın lütfu ve keremiyle, başarılı olur. Hamd edilmeye lâyık olan, Allah’tır.” 2

Er-Râzî’nin, bu altın öğütleri detay bilgiler sayılmamalıdır. Günümüzde tamamen geçerli olan, tıbbî etik ve deontoloji kurallarına uygun, hekim- hasta ilişkilerini en ideal seviyeye taşıyan prensiplerdir.

Bu eserde tesbit edilen prensiplerin, HİPOKRAT YEMİNİNDEN daha üst düzeyde olduğu da, açıkça görülmektedir.

Dipnotlar:

1) Prof. Dr. Ahmet AĞIRAKÇA, İslâm Tıp Tarihi, s. 157, Akdem Yayınları 2016.

2) Age. s. 171.


Asırların hekimi Er-Razî’den hikmetler (2)

Asırlarca eserleriyle, dünya tıp âleminin zirve ismi olan er-Râzî, Avrupa üzerine doğan İslâm güneşinin ilim aydınlığını ulaştıran takımın öncülerindendir.

23 kitap olup, 8 cilde sığdırılan en büyük eseri ‘El-Hâvi fi’t- Tıbb’, tıbbın bütün branşlarında, başvurulan tek kaynak eser olarak, Avrupa üniversitelerinde yerini almıştır. “El-Hâvî’nin değerini bilen, 20. Yüzyıl araştırmacıları bu eserdeki bilgilerden birçoğunun, hâlâ bâkir ve orijinal olduğunu gördüklerinden, tıp tarihine büyük bir katkıda bulunarak, Batı dillerine yeni çeviriler yapmış ve yeniden yayınlamışlardır. Tıp tarihinde ilk müstakil anatomi ve fizyoloji kitabını yazarak da, klinik tıp alanında çok önemli bir eseri ortaya koymuştur. Et-Tıbbu’r Ruhânî adlı psikiyatriye dair yazdığı eserinde, aklın önemini ve Cenâb-ı Allah’ın, insanoğluna diğer yaratıklardan farklı olarak verdiği büyük bir nimet olduğunu kaydeder. Akıl sayesinde insanın, etrafındaki bütün fenomenleri idrak ettiğini, yeryüzündeki her şeyin, insanlığın emrine musahhar kılındığını, insanın da bunun değerini bilip, hevâ ve hevesi aklın önüne geçirmemesi gerektiğini, ifade eder. Güzel ve takdir edilir bir yaşama biçimine sahip olma yolları, insanlara güzel davranmak ve güzel söz söylemek gibi konuları ele almaktadır. Er-Râzî, hastalarını müzik ile tedavi eden ilk tabip olma şöhretini, bu eserle kazanmıştır.

Özellikle MELANKOLİK hastaların, meşgul edilerek ve oyalanarak tedavi edilmelerinin faydalarından söz etmektedir. Bu gibi hastaların, sevdikleri insanlarla sohbet etmelerini sağlama, onlarla dostluk kurma gibi önemli uyarı ve tesbitlerde bulunur. Hastaların, ancak bu gibi tedavi yöntemleriyle, sıkıntı ve dertlerinden kurtulmalarının mümkün olduğunu belirtir.” 3

Er-Râzî’nin, elimizde bulunan ve geniş çaplı faydalanacağımız, önemli bir eseri de, ‘Et-Tıbbu’l- Mûlûkî’dir.

Burada hastalıkların sebepleri ve bütün hastalıkların, gıdalarla nasıl tedavi edilebildiklerini, ilâçların içine katılması gerekli olan ve içerken hastanın rahatlıkla alabileceği gıdaları anlattığı eserdir.

Er-Râzî, konu ile ilgili olarak, önemli tıp prensiplerinin tesbit edildiği bu eserinde “HEKİM, ÖNCELİKLE HASTASINI GIDA İLE TEDAVİ ETMELİ, SONRA İLÂÇLARA BAŞVURMALIDIR. SAADETE EN UYGUN YOL BUDUR. EĞER GIDALARLA TEDAVİYE GÜCÜN YETERSE, İLÂÇLARLA TEDAVİ YOLUNA BAŞVURMA. MÜMKÜNSE, TEK İLÂÇLA TEDAVİ EDİLEBİLECEK HASTAYA, KARIŞIK İLÂÇ UYGULAMASI YAPMA. TIBBIN ESASI BUDUR” diyerek, modern tıbbın en geçerli tedavi yollarını, bin yıl önce tesbit etmiştir.

Avrupa ilim dünyasında RHAZES ve İSLÂM’IN GALENOS’u olarak bilinen er-Râzî’nin, tıp dünyasında, asırlardan beri mutluluk kaynağı olan prensiplerinden bazılarını belirtmekte fayda vardır.

Çünkü, bunlara her zaman ve mekânda uyulması gereklidir. “Tıptaki hakikat, gerçekte idrak edilemiyor, ilâçla tedavi kitaptaki kaynağa dayanmalıdır. Kendi tercihine göre, tedavi uygulayan hekim, tehlikeli ve yanlış sonuçlarla karşılaşır. Kıyas ve kitap okumaya dayanmayan bir hekimin, deneyimi başarı sağlamaz. Âlimlerin kitaplarını çok okumak ve öğrettiklerine uymak, her hekime fayda sağlar. Hekime yakışan, hastanın hastalığına önem vermesi, ümit ve moralini yükseltmesi gerekir. Çünkü, vücudun mizacı, nefsin ahlâkına tabidir. İlme dayanmayan, tıp taklitçiliğine dayanan, sahte ve deneyimsiz, insanlara yardım ve merhameti olmayan, ahlâk değerleri düşük tıp uygulayıcıları, ancak katil olabilirler. Hekime yakışan, hastalığın teşhisi için gereken dahilî-haricî bütün araştırmaları yaptıktan sonra, gereken işlemi yapmalıdır. Hastaya en güvenli yol, güven duyduğu bir hekimle yetinmesidir. Bir hekim kendi hatasını daha kolay giderebilir. Birçok hekimin tedavi ettiği hastanın, hekimler sayısınca hata ile karşılaşması ihtimali vardır. Şehir ve ülkelerin iklim değişiklikleri, mizaç (huy), ahlâk ve âdetlerin farklılaşmasına sebep olur. Eğer, tabip âlim, hasta da uyumlu ve itaatli olursa, hastalık en kısa zamanda şifa yoluna girer. Talebelerinden birine yazdığı bir risalede, bir tabip için en zor şey, idarecilerin, varlıklı üst tabakanın ve kadınların tedavisi olduğunu, ahlâklı bir tabip, sanatını güzel icra ederse, hayırlı bir hayat yaşar ve onlara emir olur. Âdet ve tavsiyeleriyle amir olur. Hiçbir zaman emredilen olmaz. Kitaplarla meşgul olur. Nefsini boş söz, eğlence ve meşrû olmayan bir hayattan korumalıdır. İnsanlarla dost olur, sırlarını saklar. LÂTÎF-ÜL KELÂM, HULÛV-ÜL LİSÂN (tatlı dilli), vücut ve ruh için yumuşak bir ilâç gibi olmalıdır.” 4

Er- Râzî, kitabın giriş bölümünde “İnsanların, sağladıkları menfaatleri üzerine, şiddetli bir hırsla bağlanmamış olmalarıyla, hayatlarındaki ELEM ve SIKINTILAR ortadan kalkar.

Allah (cc), konuşma ve uygulamalarımızı, uyumlu hale getirmeye bizleri muvaffak eylesin. Bazı hastalıklara tavsiyelerini ve alınacak gıdaların sağlayacağı faydaları, ilgilenenlerin dikkatine takdim ediyoruz. Çeşitli baş ağrılarına tavsiye ettiği, gıda çeşitlerinden; arpa unundan elde edilen çorbanın içine, nar suyu, sirke veya koruk suyu ilâve edilerek içilir. Ekşi ayran da, fayda sağlar. Alın, boyun ve şakaklar gül suyu, gül yağı, sirke veya soğuk su ile, masaj yapılır. Serinletici olarak meyvelerden nar, elma, ayva, karadut, kayısı, armut ve erik gibi meyvelerin ekşi veya mayhoş olanlarını yemek fayda sağlar. Sebzelerden hindiba, kabuğu soyulmuş salatalık, kabak, mercimek, bakla, tarhun, pazı yaprak ve saplarını yemek, rahatlama sağlar. Hardal, badem yağında bekletilerek, elde edilen yağ içilirse fayda sağlar. Kayısı kompostosu, baş ağrılarında faydalı bir gıdadır. Kış mevsiminde ıslatılan kuru kayısılar, bal şerbetine karıştırılarak yenirse, rahatlama sağlar.

Er-Râzî’nin, pratik hayatın diyetlerine uygun olan, gıdalarla tedavi metodu, Avrupa tıp çevrelerinde geniş bir uygulama alanı bulduğundan, eserlerinin büyük çoğunluğu Batı dillerine çevrilerek, araştırmacıların istifadesine hazırlanmıştır. Türkiye’de, bu eserlere gereken ilgi gösterilmediğinden, hiçbir kitabı yayınlanmamış ve araştırmacıların bu kaynak eserleri değerlendiremeyip, sahip de çıkamadıklarından Avrupa ilim çevrelerine terk edilmişlerdir.

SAĞLICAKLA KALIN

Dipnotlar: 3) Prof. D. A. Ağırakça, Age. s. 168. 4) Ebu Bekr M. Zekeriyya er-RÂZÎ, Et-Tıbbu’l Mülûkî, Dar-ül Minhac 2009.

Asırların hekimi Er-Râzî’den hikmetler - 3

Günümüzde insanların en çok etkilendiği hastalık grubundan olan, kalp ve dolaşım hastalıklarına, özellikle er-Râzî’nin HAFAKAN dediği, çarpıntı ve nabız düzensizliklerine fayda sağlayacak gıdaları, uygulamalara dayanan tecrübeleriyle, ihtiyacı olanlara tavsiye etmektedir.
Bu gıdaların başında elma suyu, elma sirkesi, ekşi meyveler, turunç ekşisi ve kabukları, özellikle de elma yemeye devam edilmesi, kalbe destek sağlayacaktır. İnek yoğurdundan elde edilen ayranın içilmesi, pişirilen yemeklere de kuru kişniş tanelerinin ilâve edilmesi fayda sağlayacaktır. KANSIZLIKTAN kaynaklanan çarpıntılar için, REYHANÎ şurubu dediği üzüm suyu veya kaliteli balın içine gül yaprakları konup, bekletilmesiyle elde edilen GÜL REÇELİ, hastalara fayda sağladığı gibi, korunma ve destek amacıyla sağlıklı insanların da, düzenli olarak kullanabileceğini belirtmektedir. Yemeklerde, ferahlatan aromalı baharatların kullanılması da, fayda sağlar. Acem (İran) meliklerinin kalp kuvvetlendirici olarak kullandıkları kakule, besbase, zencefil, dar-ül fülfül, tarçın, karanfil, muskat (küçük Hindistan cevizi), damla sakızının karıştırılarak, toz haline getirilen karışım düzenli olarak aldıkları organik bir ilâçtı. Bu karışımla, HER ZAMAN VE MEKÂNDA, YANINIZDA BİR TABİBİ HAZIR ŞEKİLDE BEKLETMİŞ OLURSUNUZ. Bu karışım, vücudun reddedemeyeceği nefis bir kalp güçlendiricidir. Güzel kokuların teneffüsü (AROMATERAPİ), SIKINTI VE STRESİ dağıtacağı bilindiğinden, her tarafın huzur veren kokularla ferahlatılması, kalp sağlığına destek sağlayacaktır.

İnsan sağlığında, sindirim sisteminin düzenli fonksiyonları, her zaman kontrol edilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir. Gastro-entestinal sistemin en önemli organlarından olan MİDENİN huzurlu faaliyeti için, uygun gıdalarla ve dengeli beslenme prensipleriyle güçlendirilmesi için, er-Râzî’den gıda tavsiyeleri alınacaktır. MİDE ZAYIFLIĞI ve sindirim bozukluklarında, vücuda uygun gelecek baharatlar tesbit edilerek, kullanılmalıdır. DAMLA SAKIZINDAN toz halde veya çiğneyerek faydalanılır. Baharatların bal ile karışımı da, sindirim fonksiyonlarını destekler. AYVA küçük parçalar halinde, bir miktar suda hafifçe pişirildikten sonra, üzerine organik bal ile, ev sirkesi ilâve edilerek AYVA SEKENCEBİNİ elde edildikten sonra, günde birkaç yemek kaşığı tüketilmelidir. Gıda olarak, kemikli dana etinin, suda pişirilmesiyle elde edilen et suyu, sindirim bozukluğuna faydalıdır. Aynı zamanda iştahı açar. Keçi etiyle hazırlanan sulu yemekler de, kolay sindirilir. Kızartılmış gıdalardan uzak durulmalıdır. Mayhoş nar suyu, koruk suyu, ayran, bal şerbeti veya içine acı badem konmuş üzüm hoşafı, sindirimi kolaylaştırır. Zencefil 8 gram, Karabiber 8 gram, dar-ül fülfül 8 gram, topalak (SI’D) 20 gram, 50 gram organik süzme balla karıştırılır. Her gün 1-2 tatlı kaşığı kadar yenirse, mide hastalıklarına şifalı bir macun olur.

Er-Râzî, vücudumuzun iç organlarındaki faaliyetlerin, uyumlu ve huzurlu şekilde sürdürülebilmesi için, bazı karışımlarla elde edilen, gıda tarifleri vermektedir. Uygulaması kolay olan, DETOKS örneklerinden birisi; olgun erikler, suda hafif pişirildikten sonra, ezilir. Ebegümeci, kuru kişniş, az miktarda kimyon ile tarçın karıştırılarak, badem yağı veya susam yağında hafifçe pişirildikten sonra, her gün 2-3 kaşık yenir. Karamsar ve yalnızlaşıp ümidini yitiren malihulya (MELANKOLİ) hastalarının, sık aralıklarla banyo yapmaları, peynir suyu ve diğer meyve sularını içmeleri fayda sağlar. Kanın koyulaşmasına sebep olan ve akışını zorlaştıran tuz, mercimek, lahana, pırasa, bakla, kurumuş bayat ekmek, aşırı baharatlı yemeklerden sakınılması uygun olur. Fesleğen kokusu ve yemeklerde kullanılması da fayda sağlar. Kuru üzüm (beyaz), incir ve yoğurt yemeleri faydalı bir destek olacaktır. HAFIZA ve ZİHİN FONKSİYONLARINA, fazla kişniş, içindeki maddelerden dolayı ekşi elma, süt ürünleri ve şeker yemek, sırtüstü uyuma, STRES, keder ve üzüntülerin zararlı etkileri vardır. Sırtüstü uyuma, beyinin alın bölgesinde bulunan TEFEKKÜR MERKEZLERİNE yeterli kan gitmesine engel olmaktadır. Beyindeki kan dolaşımı baskılanacağından, hafıza ve düşünce merkezleri yeterince beslenemeyeceğinden, zayıflayarak zarar görecektir. Duyu merkezleri ile zihni destekleyen gıdalar ise; beynin cevher maddelerini arttırıp, beyin fonksiyonlarını geliştiren, organik şartlarda yetiştirilmiş tavuk eti, turp ve zekâ gelişimini arttıran ZENCEFİL’İN beslenmeye ilâvesi ile sağlanabilir. SI’D (topalak) ve HİNDİSTAN CEVİZİ de, hafızayı güçlendirir.

Er-Râzî, gözün görme kabiliyetini arttırmada tavsiye ettiği; pişirilen yemeklere karabiber, dar-ül fülfül, zencefil, tarçın, kekik gibi baharatların kullanılmasıdır. Ayrıca sedef otu, taze rezene, beyaz veya kırmızı şalgam ve turp da, gözün görme kabiliyetini güçlendirir. Dereotu, lahana, bakla, mercimek, tuzlu yemekler, marul, roka, çemen, fazla sirke yemek ve aşırı yorgunluk, görme kabiliyetinin zayıflamasına sebep olmaktadırlar. Sağlıklı bir SES için ekşi, tuzlu, buruk acı ve patlıcan yenmemelidir. Aşırı olmamak üzere tatlı ve yağlı gıdalar, fayda sağlar. Ses kısılmalarında; BADEM YAĞI, tereyağı, nişastalı ılık içecek, şeker kamışı veya ARPA SUYU, zencefil bal karışımı, hiltit, pırasa, lahana, yumurta, közlenmiş soğan veya sarımsak, sıcak su ile gargara yapmak sesin düzelmesine fayda sağlar. KARACİĞER fonksiyonlarını destekleyen gıdalardan, özellikle hafif acılıktaki badem veya fıstık tıkalı kanalların açılmasına destek olur. Kuru üzüm, sinir otu, ekşi nar, hindiba, turp, özellikle de İKŞÛT (cinsaçı) karaciğer fonksiyonlarını güçlendirir. Bal, pekmez gibi tatlılar yenebilir. Nişastalı gıdalardan ve pirinçten uzak durulmalıdır.

SAĞLICAKLA KALIN.


Feyzullah ERGÜN
YENİ ASYA


admin 1

    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner35

banner38

banner37

banner34