Kadınlar Neden Nobel Ödülü Kazanamıyor?

The Guardian’ın bilim muhabiri Hannah Devlin, bilimin bu büyük ödülünü alanların neden hemen her zaman erkekler olduğunu anlatıyor.

05 Nisan 2018 Perşembe 02:42
Bu haber 843 kez okundu
Kadınlar Neden Nobel Ödülü Kazanamıyor?
banner1
 
Bir milyar yıldan daha uzun süre önce, bir çift karadelik şiddetle birleşti ve uzayzamanın dokusuna sarsıntılar gönderdi. Bu felaket gerçekleştiğinde insanlar henüz ortada yoktu; yine de geçtiğimiz yıl dev tüplerden ve lazerlerden oluşan bir dedektörle bu olayı gözlemeyi başardılar.

Bu deneyi başaran kişiler kuşkusuz ödülü hak ediyorlar; nitekim bunlardan üçü –Rainer Weiss, Barry Barish ve Kip Thorne– bu hafta fizikteki Nobel ödülünü haklarıyla kazandılar. Aslına bakılırsa bu hafta ödüllendirilen tüm bilimsel çalışmalar farklı bakımlardan büyüleyiciydi. Dolayısıyla bu yılki ödüllerin yine “yaşlı beyaz erkeklerin” bir zafer alayına sahne olduğuna dikkat çekmek biraz nobranca görünebilir. Bilim başka söze gerek bırakmaz, kimin yaptığı gerçekten o kadar önemli mi?

Belki bu tek seferlik bir hadise olsaydı omuz silkip işimize bakmak daha kolay olurdu. Ama bir kadın Nobel bilim ödüllerinden birini en son 2014’te, May-Britt Moser ve o zamanki eşi Edvard beyin hücreleri ile ilgili çalışmaları dolayısıyla ödüllendirildiğinde almıştı. Nobel Fizik ödülünü almış en son kadını bulmak içinse tam 54 yıl geriye gimeniz gerek.

Kadınların (ve aynı biçimde siyah erkeklerin ve etnik azınlıklardan erkeklerin) azlığı çoğu zaman çalışmayı yapmayla bilimin en büyük ödülüyle taltif edilme arasındaki zaman aralığına değinerek açıklanır. Ödüllerin akademik kurumların o zamanki bileşimini yansıttıkları ileri sürülür.

Bir buluşun tüm öneminin her zaman hemen anlaşılmadığı doğrudur; buluşların belli bir olgunluk düzeyine ulaşmasını beklemek akla yatkındır. Öte yandan, ödüllerin her zaman bu kadar muhafazakârca verilmediğini de hatırlamak gerekir. Alfed Nobel’in, mal varlığının büyük bir bölümünü ödülleri kurmak için vakfettiği vasiyeti “bir önceki yılda” gerçekleştirilen buluşları veya keşifleri ödüllendirmeyi şart koşuyordu.

Son yıllarda, ödül alanların ortalama yaşı düzenli olarak artıyor. 1931 ile 1940 yılları arasında fizik ödülünü alanların ortalama yaşı 41’di. Ortalama yaş o zamandan beri düzenli olarak yükseldi. İçinde bulunduğumuz onyılda şimdiye kadar bu yaş 68. Bilim insanlarının genellikle üstünden onyıllar geçmiş buluşları dolayısıyla ödüllendirildikleri bu aşırı temkinli yaklaşım, halen aktif olan ve daha büyük bir kısmını kadınların oluşturduğu genç bilimcilerin dışarıda bırakılmasına neden oluyor. Bunun bir başka sonucu da 1970’lerdeki gözlemleri karanlık maddenin varlığına dair ilk ikna edici kanıtları sunan merhum Amerikalı astrofizikçi Vera Rubin’in ödüllendirilmesini engellemek oldu. Rubin, CERN deneyi gibi bir deneyin karanlık maddenin gerçekte ne olduğu gizemini çözmesine fırsat kalmadan geçen yıl hayatını kaybetti. Nobel ödülleri bu yolda devam ederse, sadece geleneksel görünmekle kalmayıp tozlanmış bir eski eser gibi görünme riskiyle karşı karşıya kalacak.

Başka bazıları da ödüllerin kimin yaptığına bakmadan sadece en üstün bilimsel çalışmaları taltif etme amacında olduğunu ileri sürüyor. Ne var ki Nobel ödülleri bir tanrısal otorite tarafından değil bir grup insan tarafından dağıtılıyor. Seçim her zaman öznel ve siyaset her zaman işin içinde. Adaylık süreci bir gizlilik perdesinin ardında yürütüldüğünden, tarafgirliğe ve lobiciliğe karşı pek bir güvence de yok. New Yorker’da henüz yayınlanan bir makale bu sürecin kapağını açtı. Makale, komite üyelerinin karar verirken hangi buluşun taltif edilmeyi en çok hak ettiğinin yanında yapılan seçimin dünyaya nasıl bir mesaj göndereceğini de tartışığını ortaya çıkardı.

Kariyerlerini –Sarah Palin’in adını anarak eleştirdiği bir alan olan– meyve sineği araştırmalarına adayan üç ABD’liyi ödüllendirme kararı temel bilim ödeneklerine saldıran ABD yönetimine yönelik ince bir azar olarak görüldü. Politikaya gönderilen bu sessiz selam pek çok yerde bilim insanlarınca takdir edildi.

Bu yılın Nobel ödülleri, cinsiyetten ve ırktan bağımsız olarak yeni bilim insanı kuşaklarına ilham verecek akla hayale sığmaz bilimsel başarılara ışık tuttu. Athene Donald’ın geçenlerde bana söylediği gibi rol modellerin önemi de abartılıyor olabilir: “Hepimiz Marie Curie olmak istemiyoruz”. Ama her yıl kazananların demografisi bilimdeki yegâne kahramanların yaşlı beyaz erkekler olduğu yönündeki değişmez stereotipi sürdürdükçe, bunun gerçekten de Nobel komitesinin dünyaya yansıtmak istediği imaj olup olmadığını sormak da akla uygun görünüyor.






Admin 1
www.tzv.org.tr/#/haber/1342





    Yorumlar

Hava Durumu
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
E-Gazete
Sen de Yaz
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri
Siz de yazmak istemez misiniz?
Ziyaretçi Defteri
Arşiv

banner37

banner28

banner34