Öne Çıkanlar mustafa gök pkk kimi kaçırdı nazmiye koçaman muzaffer tan orduevi

Bu haber kez okundu.

İhlâs ve İstikameti Muhafaza Edebilmek

Dördüncü Sebep

Ehl-i hidayetin rekabetkârâne ihtilâfı, akıbeti düşünmemekten ve kasr-ı nazardan olmadığı gibi; ehl-i dalâletin samimâne ittifakları, akıbet-endişlikten ve yüksek nazardan değildir. Belki ehl-i hidayet, hak ve hakikatin tesiriyle, nefsin kör hissiyatına kapılmayarak, kalbin ve aklın dûr-endişâne temayülâtına tâbi olmakla beraber, istikameti ve ihlâsı muhafaza edemediklerinden, o yüksek makamı muhafaza edemeyip ihtilâfa düşüyorlar. Ehl-i dalâlet ise, nefsin ve hevanın tesiriyle, kör ve akıbeti görmeyen ve bir dirhem hâzır lezzeti bir batman ilerideki lezzete tercih eden hissiyatın mukteziyatıyla, birbirine samimî olarak, muaccel bir menfaat ve hâzır bir lezzet için şiddetli ittifak ediyorlar.

Evet, dünyevî ve hâzır lezzet ve menfaat etrafında aşağı, kalpsiz nefisperestler samimî ittifak ve ittihad ediyorlar. Ehl-i hidayet, ahirete ait ve ileriye müteallik seme- rat-ı uhreviyeye ve kemalâta, kalp ve aklın yüksek düsturlarıyla müteveccih oldukları için esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gayet fedakârâne bir ittihad ve ittifak olabilirken, enaniyetten tecerrüd edemedikleri için ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip, ihlâs da kırılır. Ve vazife-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rıza-i İlâhî de elde edilmez.

Bu mühim marazın merhemi ve ilâcı, “El-hubbu fillah” [Allah için sevmek] sırrıyla, tarîk-ı hakta gidenlere refakatle iftihar etmek; ve arkalarından gitmek; ve imamlık şerefini onlara bırakmak; ve o hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle enaniyetinden vazgeçip ihlâsı kazanmak; ve ihlâsla bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amellere râcih olduğunu bilmekle ve tâbiiyeti dahi, sebeb-i mes’uliyet ve hatarlı olan metbuiyete tercih etmekle o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazife-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir.

Lem’alar, s. 266

***

Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hatta menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hatta en latif ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü’mine bildirmek ki, en masumâne, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için istemeyen bir arkadaş ile yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer “Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim” arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.

Lem’alar, s. 277

LÛ­GAT­ÇE:

akıbet-endişlik: Gelecekle ilgili endişeye kapılmak.

dûr-endişâne: İlerisi için kaygılanırcasına.

ehl-i hidayet: Hidayette ve doğru yolda olanlar.

enaniyet: Benlik; gurur, kibir.

hatarlı: Tehlikeli.

ifrat: Aşırı gitme, ölçüyü aşma.

kasr-ı nazar: Kısa ve dar görüşlü olma.

metbuiyet: Kendisine uyulma, tâbi olunan olma.

muaccel: Peşin, hemen verilen.

râcih: Üstün.

rekabetkârâne: Rekabet edercesine.

semerat-ı uhreviye: Ahirete ait meyveler, neticeler.

tâbiiyet: Tâbi olmak, uymak.

tarîk-ı hak: Hak yol, doğruluğa götüren yol.

tecerrüd etmek: Soyutlanmak, sıyrılmak.

tefrit: İfratın zıddı; bir şeye aşırı derece ilgisiz kalma.

vazife-i uhreviye: Ahirete ait vazife.

KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN 1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34