Öne Çıkanlar mustafa gök pkk kimi kaçırdı nazmiye koçaman muzaffer tan orduevi

Bu haber kez okundu.

Kusuru örtmenin yolu onu görmektir

Bazı duyguların kendisi müsbet olsa da arka planda işleyen niyet ve duygudaki ölçü, müsbeti menfiye çevirebiliyor. Risale-i Nur satırlarında bu manada pek çok duygu tahlili ve çözümlemeleri bulunmaktadır. Bu duygulardan birisi de muhabbettir. Haddi zatında müsbet olan bir duygudur. Lâkin bu duygudaki niyet ve ölçü bazen muhabbet kılıfına girmiş enaniyetlerin, menfaatlerin bir örtüsü olabiliyor. Kişinin iyiliklerini görmemek, noksanlıklarına nazar etmek nasıl bir körlük ise kişinin sadece iyi taraflarını görmek diğer kötü sıfatlarını görmemek de bir o kadar körlük değil midir?

İnsan çoğu zaman sevdiğini, kendi kafasındaki şekle girdirmeden, tevil etmeden, bir şeyleri kılıfına uydurmadan salt bir biçimde sevmiyor. Bu gerçek bir sevgi olmasa gerektir. Eşini seviyor, ama kafasında tasavvur ettiği şekilde seviyor. Evlâdını seviyor, ama şartlı ve aslında kafasındaki evlât profilini seviyor. Ana babasını seviyor, ama sanki onlardan insanî zaaflar alınmış veya yok gibi seviyor. Bir türlü insanî gerçeklerini görmek istemiyor ya da sürekli tevil yapıyor.

Gerçek sevgi kişinin eksikliklerini, noksanlıklarını bile bile sevmektir. Onlara bir tevil, bir yorum getirmeden sevebilmektir. “O, şöyle” “Yok canım öyle değildir”, “ama” “yok canım, o şundan yapmıştır” ama, ama …, hep bir kılıf, hep kafandaki şekle getirme hamleleri. Hayır, gerçek sevgi ve muhabbet bu değildir. Bu, muhabbet kılıfına girmiş bencillikten başka bir şey değildir.

Bazı insanların hayattaki işi bu gibidir. Hep arayı bulmak “yok canım, şöyledir”, “yok canım böyledir” söylemleri ile Polyannacılık oynamak. Hüsnü zannı abarttığımızı düşünüyorum zaman zaman. Hüsnü zan yanlışları kapatmak, görmezlikten gelmek, halının altına atmak değildir. Hüsnü zan karşıdaki kişilerin zaaflarını, güçlü taraflarını, artılarını, eksilerini bilerek ona muhabbet edebilmektir. Uhuvvet Risalesi baştanbaşa bu dersi verir. Hiçbir satırında karşınızdaki insanın hatasını görmeyiverin, kapatıverin diye bir yaklaşım yoktur. Tam tersi dokuz cani sıfatını bilmek ve görmekten sonra atılacak adımlardan bahseder. “Yok say” demez, evet var, ama iman, İslâmiyet gibi Kâbe hürmetindeki değerlere muhabbetini bina et mesajı verilir. Kardeşinden bir fenalık gördüğünde dörde ayır der, yoksa fenalığı görme, yok farz et değildir.

Sürekli tevillerle muhabbet oluşmaz ve bu gerçek bir muhabbet değildir. Gerçek muhabbet kusuru, yanlışı ona gösterecek ve onu lütufla ıslah edecek kadar yakın olmak, vakıf olmak, gerçekçi olmakla mümkündür.

Gerçek muhabbet, insanın kendisini ve bir başkasının ruhî gelişimini desteklemek amacıyla benliğini genişletme arzusudur.

Bediüzzaman’ın, kardeşi, Molla Abdullah’la olan hikâyesi ilginçtir. “Sen hayali Ziyaeddin’i (ks) seviyorsun. Ben ise gerçek Ziyaettin’i” meselesi konumuzu bir parça izah eder. “Perde-i gayp açılsa yakinim ziyadeleşmeyecek” cümlesi çok mühimdir. Yani muhabbet ettiklerimize öyle bir muhabbet etmeliyiz ki, hayalî ve kurguladığımız bir kişi değil, kusurlarını kırpıp tevil ettiğimiz bir kişi değil, insanî özelliklerinden azade bir kişi değil o insanı bütün gerçekliği ile olabilecek bütün insanî kusur ve noksanlıkları ile sevmek. Ancak o zaman perde-i gayp açıldığında yakîn ziyadeleşmeyecektir. Yoksa perde-i gayp açıldığında, içinde riyakârlık, bencillik, narsistlik, menfaatçilik, çıkarcılık olan, ama muhabbet kılıfını giymiş, iyilik ve fedakârlık adını takmış ne altı boş ve ihlâssız muhabbetler ortaya çıkacaktır.

Elbette bu söylediklerimizden kusurları ortaya çıkarmak, sayıp dökmek çıkmamalı. Kusuru görmek kusurun olabileceği gerçeğini bilmek ve buna rağmen sevmek, kusuru görmemek, kapatmak, tevil etmek, kırpmak, yontmak ve kafamızdaki kıvama getirmekten çok üst ve hiç alâkası olmayan bir sevgidir.

Kusuru örtmenin yolu onu görmektir. Olmayan bir şeyi örtemezsin. İnsan bunu kendi nefsine de kabul ettirmelidir. Kendi kusuruna kör olmak zaten başkasının kusuruna da kör olmak manasına gelir.

İnsanoğlu hakikaten garip bir mahlûk. Gerçek muhabbet, noksanlıkları görmek, ama faş etmemek, su-i zan yapmamak, Settar ismiyle kapatmak iken, şimdiki muhabbet anlayışı görmemezlikten gel, iyi geçinmek adına kapat, hatta riyakâr bir sevgi ve muhabbet bile göster, ama yeter ki göster. Sonra gerçekten ne hissedersen hisset hatta gıybet bile yap, ama beni riyakârlıkla da olsa doyur. Bu ne cahilane bir iletişim. Ne yazık ki içinde İslâmî bir öz taşımayan bu yaklaşımları gelenekler de hoş görüyor ve böyle yapıları destekliyor. İçinden gelmese de özür dile, içinden gelmese de muhabbet sözcükleri kur, içinden gelmese de üzülür gibi yap…

Hasılı; İslâm gerçek duyguları yaşamamızı istiyor. Mü’min mü’mini sever ve sevmeli. Fenalığı için yalnızca acır. Bu kaidenin içerisinde sevgiyi bina edecek değerleri büyütmemizi, diğerlerini çakıl taşları olarak görmemizi öğütlüyor. Yoksa çakıl taşlarını halının altına at, süpür, görme, tevil yap demiyor. Zira bu yaklaşım Kâbe hürmetindeki değerleri de görmemeyi netice veriyor. Ve nihayetinde ortaya dersini defalarca okuduğu halde bir türlü uhuvveti oturtamayan, muhabbeti sağlam bir zemine bina edemeyen, mümaşaat eden ve her fırsatta da gıybet yapmaktan çekinmeyen, yalancı muhabbet fedaileri, riyakâr sevgi göstericilerinden başka kimse kalmıyor.

KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN 1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34