Öne Çıkanlar Cağaloğlunda yangın Ayşe Köksalan kansere çözüm .ankara.çocuklar ampülnet

Bu haber kez okundu.

Rahman-Rahim ve Risale-i Nur (1)

Lügat âlimlerine göre “Rahman” ve “Rahim” isimleri merhamet etmek, severek ve acıyarak korumak ve ihtiyaçları karşılamak anlamındaki “Rahmet” kökünden türemiş olup “Rahman” merhametli olan, ihtiyaçları karşılayan, “Rahim” de yine acıyıp koruyan “şefkat eden” manalarına gelmektedir.

Zat-ı Uluhiyete nisbet edilen isim ve sıfatları onun “istiğna-i mutlakına” yani hiçbir şeye muhtaç olmayışına uygun bir şekilde anlamak ve tefsir etmek gerektiği için, her iki ismin insanlar seviyesinden düşünüldüğünde ihtiva ettiği “yufka yüreklilik, kalp inceliği, birisinin acısını paylaşmak” gibi anlamları Allah’a izafe etmekten kaçınmak gerektiğinden “Rahman” bütün mahlûkatının hertürlü ihtiyacatını karşılaması, “Rahim” de onun bütün varlıklara “şefkat” göstermesi demek olduğunu anlarız.

Rahman ve Rahim isimleri lâfza-i Celâl yani “Allah” lâfziyle birlikte Besmelede yer aldığı gibi, namazların her rekâtında okuduğumuz Fâtiha Sûresi’nin de 3. âyetini teşkil etmektedir.

Ayrıca Besmele hariç “Rahman” ismi Kur’ân’da 57 âyette, “Rahim” ismi de türevleri biryana 114 âyette tekrarlanmaktadır. Âlimler gerek Besmele vesilesiyle gerekse ilgili âyetlerin açıklaması vesilesiyle bu iki isim hakkında çok geniş açıklamalarda bulunmuşlardır. Hatta bazı âlimler hem besmelede hem de diğer âyetlerde yer alan bu iki ismin bağlamına göre anlamları farklılık arz ettiğinden bir kısım nüanslariyle bu iki ismin deryalar dolusu manaları ihtiva ettiğini belirtmektedirler.

Deryalar dolusu bu manaları -işareten- birer kelime ile ifâde etmek gerekirse; Üstad Hazretleri’nin ifade ettiği üzere Rahman ismi “Rezzak” burcunda yani rızık veren, her türlü ihtiyacı tedarik ve temin eden anlamına gelmekte “Rahim” ismi de mahlûkatına “merhamet ve ‘şefkat’ burcunda lemaan eden” anlamına gelmektedir. Bu da zaten Risâle-i Nur’un dört ana esasındandır.

Bu iki ismin Kur’ân’da değişik kip ve kalıplarda nekadar çok tekrarlandığını aklımızın bir köşesinde tutarak büyük Kur’ân olan kâinata baktığımızda, bu iki ismin tecellisinin bütün âlemi nasıl kapladığını, atomlardan galeksilere, hücrelerden en büyük cüsselere kadar bütün varlık âlemini nasıl sarıp sarmaladığını açıkça müşahede edebiliriz. Nitekim Üstad Bediüzaman, Besmelenin tefsirini yaptığı 14. Lem’â’nın ikinci makamında; kâinat simasında, arz simasında ve insan simasında tezâhür eden üç Rububiyet sikkelerine değinirken, küre-i arz simasında nebatat ve hayvanatı tedbir ve idâresindeki teşâbuh, tenâsüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezâhür eden sikkeye atıf yapıp, bunun “büyük bir Rahmaniyet sikkesi” olduğunu dile getiriyor. Ardından insanın iç dünyasında bulunan re’fet, şefkat ve merhamete temas edip bunun da “yüksek bir rahmet sikkesi” olduğunu vurguluyor. 

Bu açıklamalar muvacehesinde, içinde yaşadığımız yer küresine baktığımızda milyonlarca çeşit canlının yeme-içme, barınma, korunma, giyinme üreme gibi ihtiyaçlarının en güzel şekilde karşılandığını, oysa onların kendi ihtiyaçlarını temin edecek bilgi donanım ve kudretten fersahlarca uzak ve mahrum olduklarını görüyoruz. O halde bütün bunların arkasında “Rahmâni” bir elin bulunduğu gayet aşikârdır diyoruz. 

Toprak altında bir canlının hayatiyetini devam ettirmek için ihtiyaçları en uygun bir şekilde karşılandığı gibi, denizin dibinde hayatını sürdüren canlılarında bütün ihtiyaçları yine kendi şartlarında en uygun tarzda temin ve tedarik ediliyor. Keza havada uçurulan kuşlara da en uygun cihazat verilerek hayatlarına koşturuluyorlar. Müşahhas bir örnek olarak söz gelimi, balıklara yüzgeç, kuşlara kanat, karıncaya “emir” arılara “yasup” veriliyor. Hatta O öyle bir kudret ve hikmetki yılanın zehrine şifa derc edip, içtiğimiz suya ateşi suzan idhal ediyor. O halde âlemde balığa verilen solungaçtan kuşlara takılan kanada kadar küçük büyük her şeyde “Rahmâni” bir tecellinin varlığını anlamak kadar büyük bir hakikat ne olabilir?

Rahmet tecellisi olan şefkate gelince hepimiz bunu zaten kendi fıtrî gerçekliğimizde bütün açıklığı ile fark etme imkânı buluyoruz. Acı çeken insanları görünce üzülüyor, yoksul insanları görünce içimiz burkuluyor. Zulme uğrayan masum insanlar yüreğimizi dağlıyor. Anneler çocuklarına canlarını feda ediyor, çocuk annenin celâli olan hiddet tokatından, cemali olan şefkatine sığınıyor. Yani biz de Cenab’ı Hakk’ın bir isminden öbür ismine sığınıyoruz, demek ondan başka gerçek yok. Âyetin meali ile “Evvel de O, ahir de, zâhir de O, batın da.” (Hadid Sûresi, 3)

KAYNAK: YENİ ASYA

ADMİN 1

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34