Öne Çıkanlar Cağaloğlunda yangın Ayşe Köksalan kansere çözüm .ankara.çocuklar ampülnet

Bu haber kez okundu.

Beyni Anlamaya Çalışmak

 
Ben bir bilim adamıyım ve bilim adamlığı aslında biraz sıkıcı kalıyor. Elimden geldiğince biraz renklendirmeye çalışarak zevkli bir sohbet olsun diye konuklarımızın da üzerinde konuşabileceği, bizim çalıştığımız konuya dair enteresan birkaç şey paylaşarak başlamak istiyorum.

Bizim için beyin çok önemli, beyni anlamaya çalışmak bizzat insanın kendini anlama çabası demek. Bunu çok önemsiyoruz. Kısaca burada giriş olarak niye bir beynimiz var bir sinirbilim açısından bugünkü bulguları da biraz gözden geçirirsek beyin aslında ne işe yarıyor kabaca size fikir vermek açısından bir sunum yapmak istiyorum.

Peki, beyin nedir?

Bugün bildiğimiz kadarıyla bütün algılarımızın, düşüncelerimizin, duygularımızın her şeyimizin merkezi sert bir kafatası içine yerleşmiş, oldukça yumuşak olan beyindir.

Bu et parçası sizi temin ederim ki bu evrende görüp görebileceğimiz en karmaşık şeydir. Bizim gibi sinirbilimcilere sorduğunuzda, bir kısmımız, şu ifadeyi kullanmayı çok seviyoruz; “Beyin bir hayatta kalma donanımıdır.”

Hayatta kalmamız için bir takım programlar ve donanımlar içerir ve amacı işte büyük köprüler yapmak, uzaya roket göndermek, karmaşık kuantum fiziksel problemleri çözmek değildir. Bunlar ikincil işlevidir ama esas işi günlük hayatta bizi ayakta tutmak ve işleri bizim için kolaylaştırmaktır.
Şimdi 1,4 kg ağırlığında bu et parçası bu kadar karışık işi nasıl yapıyor?
“Beynimiz onu anlayabileceğimiz kadar basit bir şey olsaydı bizler yine muhtemelen onu anlayamayacak kadar basit yaratıklar olacaktık.”

Biz tabii önce maddi yapısına bakıyoruz. Beyin dediğiniz tamamen şunlardan ibaret; 1 lt su, 160 gr yağ, 110 gr protein, 15 şeker, 10 gr tuz. Mutfağınızla bulunabilecek malzemelerle rahatlıkla bir beyin yapabilirsiniz. Fakat neden mutfağımızda yaptığımız bulamaç zeki bir şey olmuyor? Çünkü canlılık dediğimiz büyük şefin özel sosu dediğimiz bir şey var. Yani bu basit maddeyi çok karmaşık hale getiren bir organizasyon sistemi var. Bizim zaten bütün derdimiz, gücümüz bunu anlamaya çalışıyoruz. Yani karmaşık organizasyon nasıl meydana çıkıyor? Bu acayip adaptif şeylere, etrafa uyum sağladığımız şeyleri nasıl üretiyor acaba diye. Kafatasınızı bir yoklayacak olursanız, -ben bunu dediğimde kimse kafatasını yoklamıyor ben bunu test ediyorum, bir dokunun bence- çok ilginçtir, bayağı serttir. İçinde çünkü yumuşak özel bir şey saklar. Bu içinde bulunan nesne biliyorsunuz dış dünyaya dair bütün algılarımız, şu anda gördüklerinizi, duyduklarınızı, tattıklarınızı, her şeyi değerlendiren bölge fakat dikkat ederseniz kapalı kutunun içinde ve hiçbir şekilde buraya ne ses, ne ışık, ne tat hiçbir şey doğrudan ulaşmıyor.

Peki, nasıl çalışıyor bu sistem?

Bizim duyu alıcılarımız var ve vücudumuzun her tarafına dağılmış. Duyularımıza neden olacak herhangi bir değişiklik mesela elimizi ocakta yaktığımızda ya da dilimize bir tat molekülü değdiğinde, gözümüze ışık vurduğunda olan şey bu. Algılayıcılar bu değişikliği bir elektrik sinyaline çevirip beyninize göndermek durumundalar çünkü beynin anlayabildiği tek şey elektrik sinyalleri. Dışarıyla hiçbir doğrudan bağlantısı yok ve elektrik sinyallerinin beynin neresine, ne şiddetle ve vücudun neresinden geliyorsa beyin ona göre bir değerlendirme yapıyor. Diyor ki, işte mesela elim yanıyor, “Ah!” diyeyim, elimi çekeyim falan filan gibi refleksleri devreye sokuyorsunuz. Dolayısıyla, şu anda gördüğünüz, tecrübe ettiğiniz, her şey kafanızın içindeki 1.5 kiloluk et parçasının yorumundan ibaret.

Yaşamın ilk dönemlerinin beynimizin, zekâmızın ve yeteneklerimizin gelişmesindeki rolü çok çok fazladır. İlk çevrenin ne kadar fazla bireye uyaran verdiğine bağlı olarak beyin nasıl şekilleneceğini belirlemiş oluyor.

Anne ile yapılan her bir etkileşim bebeğin beyninde muhteşem yeni imkânlar açılmasına sebep oluyor. Dünyayı adeta annesiyle olan ilişkilerinden öğreniyor diyebiliriz yeni doğmuş bir bebek. Her birimiz hayatımızda cvlerimize çok şeyler yazabiliyoruz. Bazen şunu yaptım, bunu yaptım. En sıra dışı başarılarımız aslında küçükken oluyor. Yürüyemeyen bir canlıyken yürümeye… Hatta bundan öncesi de var biliyorsunuz sucul bir canlıyken kara canlısına dönüşüyoruz. Sonra yürümeye başlıyoruz inanılmaz bir beceri. Et parçası gibi bir şeyken. Sonra birkaç belirsiz ses bile çıkaramazken şu anda gördüğünüz gibi konuşabiliyoruz. Bu inanılmaz bir başarı aslında. Bu kadar büyük başarıyı sağlayabilmenin altında aslında o çocuk, bebek beyninin yapısı ve yetenekleri yatıyor. Bugün bir tane dil öğrenmek için ne kadar uğraştığımızı düşünürseniz bebek beyni muhteşemliği daha çok karşınıza çıkıyor.

“Sol beyin, analitik işlerde, sağ beyin bütüncül algılamalarda iyidir“

Sağ- sol beyin konusunda kısaca size akılda kalmasını önemli bulduğum bir şey söylemek istiyorum. Sol beyin, analitik işlerde, sağ beyin bütüncül algılamalarda iyidir. Ben bunu şöyle özetlemek istiyorum; Sol beynimiz; alışkanlıklar, rutinler ve analize dair işlerde iyidir. O yüzden mesela sağ elimizi kullanarak yazarız çünkü beyin vücudu çapraz kontrol eder. Yazı yazmak çok komplike bir iş olduğu için baya hızlı ve rutin yapılması gerekir. Bir yenilik, yaratıcılık gerektiren bir faaliyet, karmaşık örüntülerin algılanması gibi kompleks bir faaliyet söz konusu ise o zaman sağ beynimizin devreye girdiğini özellikle görüntüleme çalışmalarında artık daha iyi biliyoruz. Sağ beyin biraz daha yenilik ve karmaşadan sorumlu iken, sol beynimiz biraz daha rutin işler yapıyor.

Iq testi okul başarısıyla doğrudan bir ilişki gösteriyor.”

Benim bildiğim bir araştırma sonucu var. “Iq testi okul başarısıyla doğrudan bir ilişki gösteriyor.” Iq arttıkça başarı yükseliyor ama hayatta başarıya baktığımız zaman bir korelasyon yok. Yani IQ hayatta başarılı olmayı sağlamıyor. Ben özellikle bir şeyi hep vurgularım, burada söylemeyi unuttum ona da vesile oldu. Biz hep beyinden konuşunca, insan beyinden ibaret bir şeymiş gibi oluyor. Şimdiye kadar sokakta zıplayarak gezen bir beyin kimse görmedi. Yani bu beynin bir bedene ihtiyacı var. Beynimiz tek başına olsa yapamayacağı çok fazla şey var. Dolayısıyla bedeni bir bütün olarak düşündüğümüzde, yeteneği de bedeni göz önüne alarak tekrar değerlendirdiğimizde aslında bambaşka bir anlayış seviyesine ulaşıyoruz. 1500 de olsa yunusun Iq’su yapacağı şey belli, bilgisayar kullanamaz.



www.tzv.org.tr/#/haber/993

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner38

banner37

banner34